Alternatif Forum - TÜRK VARLIĞINA VE KÜLTÜRÜNE YÖNELİK TEHLİKE - KÜRTLER -



TÜRK VARLIĞINA VE KÜLTÜRÜNE YÖNELİK TEHLİKE - KÜRTLER -

Array
yaman
Tue 19 June 2007, 03:30 pm GMT +0300
Bugün Türk ulusunu bekleyen en büyük tehlike hızla artan Kürt nüfusudur. Kürtler 5-6 olan çocuk ortalamalarıyla refah seviyemizi düşürdükleri gibi ulusal varlığımızı da tehlikeye atıyorlar.

           Kürt nüfusu 2025' te Türkler'e eşit olacak, 2050' de ise Türk nüfusunu geçecek (Refah -Yol Hükümeti zamanında hükümete sunulan MGK Raporu). Bu ise hem Türk ulusal varlığını, hem de Türk kültürünü tehlikeye atıyor.

Batı illerine gelen 5-6 hatta 7 çocuk ortalamasına sahip Kürtler hızla kolonileşiyor. Kapkaç, hırsızlık, kadınlara sarkıntılık, cinsel taciz, tecavüz suçları yaygınlaşıyor. Kavga çıkartıp kavgalara gruplar halinde giriyorlar. En ufak bir tartışmada Türklere karşı birbirlerini tutuyorlar. İşlerimizi elimizden alıyorlar. Adana' dan Antalya' ya kadar olan şehirlerimiz şimdiden elden çıktı ve Güney Doğu şehirlerini andırıyor. Bu duruma son vermek için bir şeyler yapmak şart.

Batıya gelen Kürtleri geri göndermemiz şart. Türk varlığını korumak için ve Kürtleri G. Doğu' ya geri dönmeye zorlamak için yapılması gerekenler ise belli. Vatandaş olarak bizim yapmamız gerekenler:

 

1- Batıya gelen Kürtlere iş ve ev vermemek,

2- Kürt esnaftan alışveriş etmemek,

3- Kürtler ile evlenmemek,

4- Televizyonda Kürtleri ve Doğuluları temel alan hikayeler üzerine kurulu dizi veya filimler yayınlamamak,

5- Kürt kültür ürünlerini kullanmamak ve Kürt müziği dinlememek.

 

Devlet ise Kürtlere zorunlu doğum kontrolü uygulayabilir ve tersine zorunlu göç politikası oluşturabilir.

WELAT
Tue 19 June 2007, 08:46 pm GMT +0300
 
 
Milliyetçilik; dil, tarih ve kültür birliğine dayalı olan ulusun ve devleti mutlak ve temel değer olarak kabul eden anlayış olarak tanımlanmakta ve bireylerin, devletin ihtiyaçlarına uygun olarak, yine devletin büyüklüğünü sağlayacak ve koruyacak bir şekilde davranması gerektiğini öne süren akım olmaktadır.
Yukarıda aktardığımız tanımdan da anlaşılacağı gibi milliyetçilik akımı, kapitalist toplumlarda iktidarlaşma perspektifini ve bunun içerisinde devlet-birey ilişkisini ortaya koymaktadır. Birey, bu sistem içerisinde tam anlamıyla devlet içindir. Devlet ise ulusun temel değeri olarak ele alınmaktadır. Bu anlayış içerisinde her şey, devletin sürekliliğini sağlamaya dönüktür. Bunun için ortaya koyulacak her çaba meşrudur. Her ne kadar bireyi en fazla özgürleştiren bir devlet modeli olduğu öne sürülse de, sonuçta insanlığa ve ezilenlere getirdiği inceltilmiş bir kölelik sistemi olmuştur. Devletin bir egemenlik ve zor aygıtı olduğu göz önünde tutulduğunda bunun ne anlama geldiği daha iyi anlaşılır. Daha fazla sömürü için gerekçe. Devletçilik ve milliyetçilik ilişkisine dönük yorumlarımızı başka zamana erteleyerek bu konuyu geçiyoruz. Bu kendi içerisinde çok yönlü ele almayı gerekli kılan değerlendirmeleri gerektirmektedir. Ancak, milliyetçilik tanımıyla ortaya çıkan devlet-toplum ilişkisinin de hiçbir zaman göz ardı edilmemesi önemli olmaktadır.
Kapitalist dönemin temel aidiyet biçimi olarak gelişim gösteren ulusçuluğun, egemen sınıf tarafından devlet olma ve iktidarlaşma ile birlikte ele alınması, ortaçağın din duygusunun yerini alan ulusçuluğun sınırsız körüklenmesinin önünü açmış ve milliyetçiliğin hızla gelişimine neden olmuştur. Bilindiği gibi bir ulusal gerçeklik içerisinde bir çok kavim, sınıf ve sosyal yapı birlikte yer alabilmektedir. Kapitalizm bu anlamda, sınıfların ve statülerin belirginleştiği bir sistemdir. Burjuva sınıfın öncülüğünde gerçekleştirilen bir değişimi ifade etse de, feodal toplum sistemi altında soluksuz kalan serften tüccara, yeni şekillenen işçi sınıfından aristokratlara, aynı slogan ve ortak bir ulus bilinci etrafında bir araya getirmeyi başarmıştır.
Özünde saf ulus tanımı gerçekçi değildir. Ulusu bir kavimler ortaklaşması olarak tanımlamak yerinde olacaktır. Yani ulus, kendi içerisinde ortak yönleri, geçmişi, gelenekleri olsa da farklıkları da taşıyan bir bileşimdir. Yine talan ve istilalarla dolu emperyal bir geçmişe sahip olan tarih gerçekliğine bile kalsa, saf ulus tanımlaması mümkün değildir. Ancak bir ulusal çerçevede bir araya gelerek toplumsal dönüşümde etkileyici olan hakim ulus, sınıf ve cins kavramları belirginlik kazanır. Ve buna göre bir toplumsal yapı, kendi içinde farklılıkları açığa çıkarır. Hâkim sınıf karşısında ezilen sınıf, ulusal bilinçle birlikte ayrıcalık ve farklılıklar ve buna göre ezilen etnik gruplar belirginlik kazanır.
Kapitalizmin gelişme ve olgunluk aşamasında egemenlik sahibi olan kesimler, ulusçuluk akımıyla iktidara taşınmaktadır. Bu süre içerisinde ulus tanımı da ciddi değişikliklere uğrayacaktır. Ulus olmak bir devlete sahip olmak ile özdeşleşecek ve ulus-devlet modeli ortaya çıkacaktır. İşte bu milliyetçiliktir.
 “devletin ideolojisi milliyetçilik olursa, hâkim milliyetten ötürü ulus devlet denir” 
17. yy ve 18.yy’lar bu temelde ulusların doğuş yılları olarak tanımlanabilir. Avrupa kıtasının hemen hemen her yerinde ezilen uluslar birbirlerinden etkilenerek ulusal bağımsızlıklarına yol açan mücadele süreçlerini yaşadılar. Bunun ilk bilinen dalgasının Fransız burjuva devrimi ile gerçekleştiği, bütün tarihçiler tarafından kabul edilmektedir. Ulusal ve sınıfsal eşitlik ve özgürlük sloganı buradan yola çıkarak tüm Avrupa uluslarını sarmıştır. Bu dalga ile Avrupa kıtasında yer alan halkların egemen sınıfları olarak burjuvalar, ülke sermayelerini dış yönelimlere kapalı tutacakları devlet örgütlenmelerini gerçekleştirdiler. Bunun karşılığı ise, ideolojik maskesi milliyetçilikle örgüleşmiş olan ulus-devlet modelidir. Ulus-devlet modeli içerisinde farklı etnik, mezhepsel vb. gibi ideolojik unsurlar, dışarıdan ise benzer olgu ve sistemlere karşı baskı ve sömürü gelişim gösterdiğinde, milliyetçilik, uluslar arasında üstün ırk anlayışına dönüşecektir. Geçmişin üstün din anlayışı, kapitalizmle birlikte üstün ırk yaklaşımına evrim göstermiştir. Bunda Rönesans ve reform hareketlerinin dinin toplum yaşamı üzerindeki etkisini kıran aydınlanma dönemi de etkili olmuştur.
Bu gelişmelerle birlikte yeni toplumsal sistemle 19. ve 20. yy’a gelindiğinde, milliyetçilikle yüklü zihniyet ve inanç, her türlü şiddet ve savaş kültürünü kutsallaştırmıştır. Toplum içi ve dışı şiddettin meşrulaştırılması bu zemin üzerinden yaşam bulmuştur. Bu yıllar, milliyetçiliğin devlet iktidarının zirvesine taşındığı yıllardır. Savaş ve iktidar olgusu bu temelde hayata geçmiş, kabul görmüş hatta bir tanrı ayeti gibi benimsenmiştir. Devletçi toplum biçimlerinin Sümerlerden başlayarak Sargon ve ardıllarınca, iktidarın sürdürülmesinde, kurumlaşmasında ve yaşam alanı bulmasında bazen açık bazen örtülü uyguladığı savaş mekanizması, bu kez milliyetçilik bayrağı altında harekete geçirilmiştir. Savaş sebebi etnik, din ve dil farklılıkları, güce sahip olma ihtirası olarak ortaya çıkarken, sonuç; bir ırkın başka bir ırk tarafından egemenlik altına alınması mücadelesi olacaktır.
Kapitalizmin ulus devlet modelinin ideolojisi olan milliyetçilik, faşizmi ve ırkçılığı ortaya çıkarmıştır.
Anlaşılacağı üzere milliyetçilik uygulamada ırkçılık olmuştur. Bu anlamda yarattığı yıkım, katliam ve jenosit politikaları ile ırkçılığı tanımlamak, milliyetçiliğin makyajdan yoksun, soğuk resmini yakalamamıza yardımcı olacaktır. Irkçılık; bir halkın yada bir grup insanın diğer halk yada insanlardan farklı olmakla kalmayıp, aynı zamanda diğerlerinden fiziksel, entelektüel yada ahlaki bakımdan daha iyi, daha güçlü, daha yüksek yada yaratıcı olduğunu, bu üstünlüğün atalardan miras alınmış biyolojik farklılıklardan kaynaklandığını savunmuş, birbirinden ayrılan çeşitli insan ırklarının arasında eşitlik bulunmadığını ve üstün ırkların aşağı ırklara hükmetmeleri gerektiğini öne sürmüştür. Bu akımın etkinliğini göstermesi, 19. yy’da devletler düzeyinde biyolojik ve merkezileştirilmiş bir ırkçılığın gelişimi ile yaşanmıştır. Biyolojik açıdan ırkı korumakla –hâkim ulusu- kendini yükümlü kılan devlet gerçekliği, sistemli bir politika haline gelmiştir. Bunun en zirvesini Hitler öncülüğündeki Nazi çıkışında bulmak mümkündür.
Ünlü toplum bilimci Foucault, bu sürecin gelişimini oldukça çarpıcı bir şekilde yorumluyor. “artık savaş anlamında çarpışma değil biyolojik anlamda mücadele vardır. Türlerin ayrışması, en güçlünün seçilmesi, en uyumlu ırkların ayakta kalması vb biçimde iki ırk, dil, hukuk vb açıdan birbirine yabancı iki topluluk tarafından paylaşılan ikili toplum teması yerini, tersine biyolojik olarak birci olacak bir toplum teması alacaktır. Basitçe şunu içerecektir, asal olmayan, toplumun varlığı, toplumun canlı yapısını paylaşmayan ama bir anlamda rastlantısal olan bir takım ayrışık öğelerce tehdit edilecektir.
Bu içeriye sızan yabancılar düşüncesi olacaktır. Bu toplumun kötü ürünleri olan sapkınlar teması olacaktır. Sonunda ırkların karşı tarihinde kaçınılmaz biçimde adaletsiz olan devlet teması karşıt bir temaya dönüşecektir. Devlet bir ırkın başka bir ırka karşı kullandığı bir araç değil ama ırkın bütünlüğünün, üstünlüğünün ve saflığının koruyucusudur. İçerdiği birci devlete dair ve biyolojik her şeyle birlikte ırkın saflığı düşüncesi işte bu ırklar savaşımı düşüncesinin yerini alacak olandır.”
İktidar anlayışının 19. yy’da ulaştığı biyo-iktidar mekanizmasıdır. Buna odaklı devlet yapısı ırkçı, kıyımcı bir özellik kazanmıştır. ‘Ne kadar çok öldürürsen o kadar yaşarsın, aşağı ırkları ortadan kaldırdıkça daha iyi yaşarım’ fikri ana temadır. Yeni iktidar mekanizması, bu tema üzerinden sömürgeci soykırımlarını gerçekleştirecektir. Bir toplumu ölüme mahkum etmenin kabul edilebilirlik koşulu olan ırkçılık, evrim kuramını (Darvin’in evrim kuramı) siyasal terimlerle yazmıştır.
Sonuç olarak; milliyetçi hareketler Avrupa ve dünyanın birçok yerinde ulusların bağımsızlığına yol açmışsa da, ilerleyen aşamalarında devlet aygıtına sahip olan egemen sınıflar açısından insanlık karşıtı bir iktidar mekanizması ortaya çıkarmıştır. Bununla birlikte bu ideolojik yaklaşım, sömürgeleştirme siyasetinin bahanesine dönüşmüştür. Bu noktada toplumsal tarihe ve halklara hiçbir katkısından bahsedilemez. Aksine yüzyıllar sürecek savaşlara kaynaklık etmiş, fanatizm düzeyinde yaşanan bir ideolojik akım olmuştur ve ne yazık ki iktidarlaşmıştır. Aynı zamanda sınıfların belirginleşerek ezilenlerin bilinçli mücadelesinin yükseldiği bir dönemde, bu mücadele karşısına çıkarılmış ve saptırıcı bir rol oynamıştır. İki ırkın, iki farklı milliyetin karşı karşıya gelmesinin öncesinde de ikili bir karakter izleyen toplumsal yapı içerisinde çelişki ve çatışma mevcuttur. Sorun iki ırkın çatışması değil, bir ırkın kendi içinde alt ve üst ırk olarak ayrışmasıdır. Bir kesim iktidarı elinde tutmakta ve üstünlüğü, seçkinliği yaşamakta, sahip olduğu aygıtlarla da yoldan sapan, yetersiz ve güçsüz olana karşı savaş yürütmektedir. Bu perspektiften bakıldığında milliyetçi ideolojinin, neden sınıf savaşlarının yükseldiği 19. ve 20. yy’larda tırmandırıldığı daha iyi anlaşılacaktır. Yine Hitlerin kendi toplumunu intihara sürüklemesinin sebebi de.
Milliyetçilik temelinde, faşizme ve ırkçılığa dönüşen, halkların birbiri ile boğazlaşmasına yol açan ideoloji olmuştur. İnsanlık tarihinin tanık olduğu en kanlı, kapsamlı ve acımasız savaşlar olan I. ve II. Dünya savaşları bunun sonucudur. Dünyayı paylaşmaya çalışırken halklar birbirine kırdırılmıştır. Bu savaşların ortaya çıkardığı gerçeklik  Milliyetçilikle insanlığın bir arada yürüyemeyeceğidir.

yılmaz
Wed 20 June 2007, 02:49 am GMT +0300
 Adana' dan Antalya' ya kadar olan şehirlerimiz şimdiden elden çıktı ve Güney Doğu şehirlerini andırıyor. Bu duruma son vermek için bir şeyler yapmak şart.

Sayın Arkadaşım,yazınızı dikkatli bir şekilde okudum,ve analiz ettim,Adana ve Antalya'yı şehirlerimiz olarak göstermiş,güney doğu bölgemiz hakkında şehirler ifadesini kullanmışsınız,takdir buyurursunuz ki güneydoğu anadolu böl
gesi,hala Türkiye Cumhuriyeti hududunda bulunmakta ve ebede kadar da Türkiye Cumhuriyeti hudutlarında kalacaktır.

Sayın Arkadaşım,yazınızda "Batıya gelen kürtleri geri göndermemiz şart"ifadesi kullanmışsınız.Güneyiyle,kuzeyiyle,doğusuyla,batısıyla Türkiye Cumhuriyeti bir bütündür,ve ilel ebeb öyle kalacaktır.

saygılarımla


erdoğan
Wed 20 June 2007, 11:53 am GMT +0300
Bu hususun içinden yıllardır devlet olarak çıkamadık veya birileri çıkmamızı istemedi.Alternatifforumun önceki döneminde aynı mevzuda sayın Nucleus şöyle bir tespitte bulunmuştu.

"PKK nın teröre başladığından bu yana harcadığı paraları,T.C. nin terörü önlemek için yaptığı masrafı toplayıp Güneydoğu'nun kalkınması için harcasak,bu gün o bülgemiz Memleketin en gelişmiş bölgesi olurdu."

Gerçekten karşılıklı suçlamaları,soyut kavramların Kürt sorunu üzerindeki "Bilimsel" etkilerini bir tarafa bırakıp bu çarpıcı tespit üzerinde yoğunlaşmak gerekmezmi.Birileri "Kürt ulusu adına" hareket ettiğini,karşısındakiler Türkiye Cumhuriyetinin üniter yapsının muhafazası için mücadele ettiğini söylerken ikiside sürekli kaybediyor.

Kazananlar silah tüccarları ile Türkiye'de ki ayrışmadan menfaat bekleyenler.

derya_90
Wed 20 June 2007, 12:57 pm GMT +0300
yılmaz sana kesinlikle katılıyorum türkiye cu huriyeti herşeyiyle bir butundur ayrımcılık olamaz

makrow
Wed 20 June 2007, 11:33 pm GMT +0300
Akp donemınde daha da sıklasan fakat dunde neresınden tutsam da cekıstırıversem denılen laıklık!  e tabı bırde
uunutmaya yuz tuttugumuz ılkelerden bırı daha var;Mıllıyetcılık...
mıllıyetcı kısı ve ulusalcı bırey.ben fark goremıyorum da goren berı dursun! laf cambazlıgından anlamam kı bırde ben tanımlayabıleyım?

anayasamızın bılmem kac maddesı ıle yazılmıs cızılmıs.Kuranda kı ayetler gıbı.

ulkemızdekı yargıların ortak noktasının gelısememıslık ve egıtımsızlık ortamında zemın hazırlaması kac ıhtımaldır?

dahası Sayın erdoganın bahsettıgı gıbı teror ortamından kazanclı cıkan eksenlerın bugun genelkurmay gıbı bır kurum tarafından da acıkca ıfade edılmesını ve karsı tarafın "ask olsun! " bıle dememesını Mıllıyetcılık ve Ulusalcılık arasında fark gorenler nasıl acıklıyorlar?

Mıllıyetcı denılınce akla daha bır radıkallık gelır oldu.Eeger abartılı bır tespıt olmazsa "sankı yaratıklara has bır usluba sahıpler,gaflet ıcındeler ..bunlar ınsan olamazlar.bu devırde bu adamlar olmamalı" gıbısınden tabırler cagrıstırıyorlar.

neymıs kuresellesme..neymıs galobal dunyanın global ınsanları..

vay be! ne janjanlı kelımeler bunlar.anlamlarıda kendılerı kadar janjanlı mı kı?

hayır alındıgım felan yok.elbette ben bır mıllıyetcıyım.yada ben bır ulusalcıyım.
fakat turkum kelımesını bıle etnık ayrımda kullanmaya calısanlar yok mu..uzuldugumuz nokta bu.
aslında tum uzuntum su egıtıme verılemeyen deger.hayat unıversıtesını bıtırdım ben...

yapma ya..pekı hayat unıversıtesınde yasadıgımızı ,canımızın yandıgını ogretmıyorlar mı?

ne demek sevmemek.kurt dıye mı?
ne kurdu.turk be turk!

turk dedıysek etnık koken degıl haaa

bızım dostumuz yok.dost ulke yok.kardeslerımız var.ınsan kardesıne dost der mı yahu?
dost olmadan dusman olunur mu kı?

ulusumuz onemlıdır ulusumuz..! ulus olarak varsak varız.

6-7 kardes mı dıyorsunuz.o onların sorunu .hangınız komsunuzun 6-7 cocugu var dıye ona yardım edıyor?o onun sorunudur! demıyor musunuz?
ulkeyı ele gecıreceklermıs...
kımın ulkesı pardon bu?

bencıllık oyunlarına ne zamandır kendımızı kaptırır olduk?
beyler bu ıyı haber.ronesans esıntılerı desenıze yenı yenı bıze ulasıyor

uzun lafın kısası.-tabı anlamak ıstersenız

bız bırlıkte varız.bırlıkte varolduk.
bır yandna kuresellesme dıyeceksın bır yandan da mıllıyetcılık SATSATALARI pompalayacaksın.
e ınsan sormaz mı bu tezatın karsılıgı ne?
sılah mı ,sılah para mı? haa soyle..ama sankı gozlerını daha da acıp sancaga dıkmısler gıbıme gelıyor-sancagın rengı ne olakı.kımın umrundaysa..

DELİ
Thu 21 June 2007, 01:22 am GMT +0300
 AYRIMCILIĞI BİZ Mİ BAŞLATTIK?ONLAR BU VATANA SAHİP ÇIKIYOR MU?

makrow
Thu 21 June 2007, 01:41 am GMT +0300
AYRIMCILIĞI BİZ Mİ BAŞLATTIK?ONLAR BU VATANA SAHİP ÇIKIYOR MU?

Nucleus şöyle bir tespitte bulunmuştu.

"PKK nın teröre başladığından bu yana harcadığı paraları,T.C. nin terörü önlemek için yaptığı masrafı toplayıp Güneydoğu'nun kalkınması için harcasak,bu gün o bülgemiz Memleketin en gelişmiş bölgesi olurdu."


en gelısmıs derken duble yollardan bahseden kım,cesmeden camı den bahseden kım?
egıtım olmadan gelısmıslık mı olurmus?


ne derler bılırsınız

"egıtım sart"

DELİ
Thu 21 June 2007, 01:53 am GMT +0300
Evet eğitim şart.Onlar ayrımcılık yapıp verdiğimiz eğitimi,dilimizi kabul etmiyorlar.İyi tarafı askerimize eğitim imkanı sağlıyorlar canlı tatbikat yaptırarak.

makrow
Thu 21 June 2007, 02:02 am GMT +0300
Evet eğitim şart.Onlar ayrımcılık yapıp verdiğimiz eğitimi,dilimizi kabul etmiyorlar.İyi tarafı askerimize eğitim imkanı sağlıyorlar canlı tatbikat yaptırarak.

emperyalıstlerın oynadıgı oyunun amacı.yap boz.
yanı su puzzle denen oyun varya? ıste onun gıbı sayılır az cok.resme bakarsın.sonra bozarsın.
ama ıyı bakamazsan hepsı aynıymıs gıbı gelır karıstırırsın.

ıste tum bunların turkcesınınde turkcesı..egıtım olmayan bır topluımda her pkk lı kurt dıye ;her kurdunde pkk lı olmayacagı gercegının bılınmeyısı..daha da vahımı -emperyalıstlerın oynadıgı bu oyunda rolunuzu oynamanızdır.

cok guzel degıl mı?ulkemızde %400 oranında buyuyen..30 mılyonluk bır terorıst nufusu bulunuyor..
ne dersınız durum cok krıtık degıl mı?
hadı bır bayrak kurup bızbıze olalım

yılmaz
Thu 21 June 2007, 02:33 am GMT +0300
ABD-PKK ittfakı
Gerek Genel Kurmay İkinci Başkanı İlker Başbuğ’un, gerekse Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, yeniden terör kampanyasına başlayan PKK’nın faaliyetlerinin engellenmesi için gerekirse Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon düzenlenebileceği yolundaki açıklamalarıyla birlikte PKK sorunu ülke gündeminde yeniden merkezi bir yer işgal etmeye başladı.
PKK sorununun gündeme gelmesi, Türkiye’nin bölücü teröre karşı mücadelesi açısından olumlu bir gelişme olarak algılansa da, PKK’ya karşı mücadele için önerilenlerin kapsamı ve içeriği, Türkiye’nin yeniden büyük bir tuzağa doğru çekildiğini gösteriyor. Bu bakımdan bölücü terörle doğru mücadele için doğru bir mücadele yöntemi belirlenmesi gerekiyor. Biz bu yazımızda bölücü terörle mücadelede doğrularla yanlışları, tuzaklarla çıkış yollarını ortaya koymaya çalışacağız.
Öncelikle PKK meselesinin ve yeniden başlayan terörün nedeninin doğru tespit edilmesi gerekir. Son dört yıldır neredeyse duran terör neden birden bire başlamıştır?
Bu sorunun cevabı Apo’nun 1999’da yakalanmasının ardındaki sır perdesinin kaldırılması ile çözülebilir. Son dönemde Apo’nun yakalanması üzerine bir kaç kitap yayınlanmış bulunuyor. Ama daha önemlisi eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve eski Başbakan Bülent Ecevit’in Apo’nun yakalanması ile ilgili açıklamaları. Her iki devlet yöneticisi de Apo’nun yakalanmasını ABD’nin sağladığı ve bu nedenle Türkiye’nin başarısının arkasında ABD’nin payının olduğu fikrini açıkladılar. Böylelikle Türkiye, PKK ile mücadelede ABD’nin yardımı ile bir sonuç almış oluyordu.
Bu açıklamaların elbette çok önemli bir sonucu var. Eğer Apo’yu Türkiye’ye ABD verdi ise, PKK’nın arkasında ABD yok demektir. Ve eğer PKK’nın arkasında ABD desteği yok ise, Kuzey Irak’ta oluşan PKK-ABD ittifakının da farklı gerekçelere bağlanması gerekir. Bu gerekçe ise günlük basınımızda Irak’ta zaten batağa saplanan ve canını zor kurtaran ABD’nin bir de PKK ile mücadele edecek gücünün ve imkânının olmadığı şeklinde açıklanmaktadır.
Olaya ABD’den bakınca ya da ABD’yi aklamak için bir gerekçe bulmak gerekirse, doğrusu bunun iyi bir gerekçe olduğu söylenebilir. Ama bunun da çok gerçekçi ve zekice olmadığı çabucak ortaya çıkabilir.
90’lar: Güçlenen Türkiye
1990’ların ortasından itibaren Türkiye Cumhuriyeti’nde önemli gelişmeler yaşandı. 90’ların başında güçlenen PKK terörünün arkasında ABD’nin fiili askeri yardımının olduğu biliniyordu. Bu nedenle Türk Devleti kendi içinde bir sorgulama dönemi yaşadı.
O yıllar Türkiye açısından içerde terörle mücadele, dışarda ise özellikle Orta Asya’da yeni bağımsızlığını kazanan Türk Cumhuriyetleri ile ortaya çıkan potansiyel, Ortadoğu’da özellikle Irak ile geliştirilen olumlu ekonomik ilişkilerle birlikte dikkati çeker. Böyle bir Türkiye potansiyel bir tehdittir.
Ortadoğu’da güçlenen, Orta Asya’da beliren bir Türk önderliğinin üzerinde dikkatle durulması gerekir. Türkiye bu gücünü ve potansiyelini tespit eder. Ama bu tespitle birlikte ülkede her gün onlarca asker ve yurttaşın ölümü ile sonuçlanan PKK terörü vardır. O halde güçlü Türkiye’nin Ortadoğu ve Orta Asya’da bir önderliği olacaksa öncelikle kendi içindeki teröre karşı gücünü göstermelidir.
Terör, uluslararası bir organizasyon olduğu için bu uluslararası organizasyonla baş etmek için uluslararası bir mücadele gerekmektedir. 1994’ten itibaren Türkiye bu yönde bir kararlılık beyan eder. Bu tarihten itibaren Türkiye’nin Kuzey Irak’a yönelik Irak devleti ile mutabakat içerisinde müdahalesi başlar. 1999’a kadar süren beş yıl boyunca Türkiye Cumhuruyeti ülke içine sızan teröristleri etkisiz hale getirmeyi başarır.
Ancak başarı askeri alanda değildir yalnızca. Türkiye’nin güçlü sınırötesi operasyonu Kürt bölücülüğünün gelişme motivasyonunu kırar. Nitekim tüm bu dönem boyunca Kuzey Irak’ta sadece PKK değil, KDP ve KYB de güç kaybedecektir. Bunun böyle olması da çok doğaldır çünkü uluslararası bir Kürt hareketi vardır ve bu hareket Türkiye’nin etkin müdahalesiyle sinmek zorunda kalır.


Türkiye’yi dizginlemek: Sivas, Gazi, Uğur Mumcu suikasti
Fakat 99’a gelindiğinde Türkiye artık iyice dizginlenemez bir güç halini almıştır. Türkiye Şam’da yönetimi devirebilecek kadar güçlüdür ve bunu açıktan beyan eder. Türkiye’nin Irak’tan sonra Suriye’ye de girmesi bölgede Türkiye’nin mutlak üstünlüğünün sağlanması olacaktır. Bu durum ise, Körfez’e ilk müdahalesini gerçekleştiren ABD’nin uzun vadeli hedefi için en büyük handikaptır.
Fakat tehlike bununla sınırlı değildir. Türkiye’de rejim içinde de bir değişiklik gözlemlenmektedir. Doksanlı yıllar boyu gelişen işçi hareketleri, laiklik eksenli mücadeleler toplumsal bir uyanışın habercisidir. Türk milleti adeta silkinmektedir.
Bu silkinmenin en önemli yansıması ise Ordu’da gözlemlenmektedir. Türk Ordusu içinde komuta kademesi Kıvrıkoğlu ve Karadayı dönemleri boyunca sürecek olan sekiz senelik bir laik, bağımsızlıkçı ve ABD’ye mesafeli döneme girmiştir. Kısacası bunca yıllık sadık NATO müttefiki Türkiye’de ipler ABD’nin elinden çıkmaktadır.
Özal’ın ölümü ile başlayan süreçte Türkiye’nin rota değiştirmesi ABD tarafından çok yakından takip edilir. Türkiye bu tür bir rota değişikliği nedeniyle çeşitli vesilelerle uyarılır. Sivas Katliamı, Gazi Mahallesi’ndeki ayaklanma, Uğur Mumcu’nun öldürülmesi olayları Türkiye’ye ABD müdahalesinin işaretleridir.
ABD’nin kontrolünde PKK, bu üç büyük provokasyonda da başroldedir. Hedef ise, Alevi-Sünni ayrımı ile Kürt hareketine bir ihtiyat kuvvetinin kazandırılmasıdır. Bunun dışında doğrudan askeriyeye uyarıdır. Bugün Soros tarafından düzenlenen Turuncu Devrimler gibi, Türkiye’de operasyon yapılmaktadır. Fakat komuta kademesindeki sağlam duruş nedeni ile ABD her seferinde başarısızlığa uğrar.
Türk Devleti açısından ise önemli bir karar alınmıştır. Birincisi uluslararası planda PKK’ya barınma şansı tanınmayacaktır. Özellikle Irak’a yerleşen Türk Ordusu uzun vadeli bir tedbiri almaktadır. İkinci tedbir ise PKK’nın ekonomik ağının çökertilmesidir. Bu amaçla, devlet içindeki belli bazı güçler Kürt işadamları ve uyuşturucu kaçakçılarına karşı infazlara başlar. Böylesine sistemli bir hareket ABD’yi iyice korkutur. PKK’nın gerek iç, gerek dış dayanaklarının çökertilmesi ABD’nin Ortadoğu’ya elveda demesi olacaktır. Bu aşamada ABD üç büyük tezgah kurar.
  Susurluk’tan, Apo’nun teslim edilmesine
Birincisi Susurluk olayıdır. Susurluk’la birlikte ABD’nin sadık ajanı, karanlık yayınlarla devlet içinde PKK’ya karşı mücadele eden ekibi tasfiye ettirir. Böylelikle PKK ile mücadelenin ekonomik ayağı kırılır.
İkincisi Jandarma Genel Komutanı’nın bir suikastle öldürülmesidir. PKK ile mücadelenin dış askeri operasyon kısmını koordine eden ve bitirici bir askeri operasyon hazırlayan Eşref Bitlis uçağı düşürülerek öldürülür. Eşref Bitlis’in öldürülmesiyle birlikte hem bitirici dış operasyon engelenmiş olur, hem de Eşref Bitlis önderliğinde Güneydoğu’da PKK’nın şehir milislerine yönelik devlet mücadelesi durmuş olur.
Susurluk’la başlayan ABD denetimindeki kampanya Güneydoğu’ya uzanır. Yine bölgede PKK’ya karşı mücadele eden bir binbaşının aynı karanlık medyada konuşturulduktan sonra öldürülmesi dikkat çekicidir.
Bu iki büyük operasyondan sonra PKK biraz olsun rahatlar. Ama başta bu komutanlar olduğu sürece PKK ve ABD için işler kötüye gidecektir. O nedenle ABD-PKK ittifakı büyük bir kumar oynar ve son büyük provokasyonnu gerçekleştirir.
Suriye’ye müdahale etmeye hazırlanan Türkiye’ye Apo teslim edilir. Teslimat danışıklı dövüştür. Teslim edilen Apo’ya yaşam güvencesi verilir. Apo da PKK’ya silah bırakma çağrısı yapar. Böylece ABD bir taşla iki kuş vurmuş olur. Hem PKK üzerindeki hakimiyetini sağlayacak Apo’nun yaşamasını sağlamış olur, hem de PKK’ya silah bıraktırarak Türkiye’nin sınırötesi hareketlerini gerekçesiz bırakmış olur.
Apo’nun İmralı’ya hapsedilmesiyle birlikte Türkiye yavaş yavaş Irak’tan çekilmeye başlar. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin Ortadoğu ve Orta Asya’daki açılma politikasının bitmesi demektir. Geri çekilen Türkiye yavaş yavaş Türkiye sınırlarına hapsolur. Şu an yaşanan durum bir hapsolma pozisyonudur. Türkiye, müttefiki ABD tarafından usta provokasyonlar ve hareketlerle kuşatılmıştır.
PKK, ABD’nin Ortadoğu’daki operasyonel öncü gücüdür
Apo’nun İmralı’da hapsedilmesi ile başlayan dönem Türkiye Ortadoğu ve Orta Asya’da açılma politikasını tümüyle terk ederek AB rotasına sapmıştır. AB süreci Türkiye açısından mutlak bir zayıflama dönemi olmuştur.
Sürecin ABD-Türkiye ilişkileri düzleminde de tahlil edilmesi gerekir. ABD, Türkiye ile zayıflayan ilişkilerini bir süreliğine bu soğuma seviyesinde buzdolabında bekletmiştir. Böylelikle gerilen ilişkilerin düzeleceği ana kadar pusuya yatmıştır. Bu aşamada Kürt bölücülüğünü AB’ye havale ederek Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde yorularak güçsüz düşmesini beklemiştir. Şu an başlayan terör, tam da bu yorgun Türkiye’ye karşı başlatılmıştır.
Geçen beş yıl içinde AB uyum yasaları ile elde edilen dil hakkı, örgütlenme hakkı, belediyelerde kazanılan seçimlerle güçlenen ve ülke içinde kendisine kendince demokratik bir taban oluşturan, kamuoyu yaratan PKK, yeniden ABD elinde eyleme sokulmuştur. PKK’nın eylemlerini ABD’nin eylemleri ile birlikte ele almak gerekmektedir.
Türkiye’de başlayan terör tam da ABD’nin Irak’a müdahalesi ertesinde başlatılmıştır. Bunun anlamı açıktır, PKK ABD’nin müttefiki olarak ABD’nin yanında Irak savaşına dahil olmuştur. Bilindiği gibi Irak’a karşı savaş, dar anlamıyla Irak’a karşıdır, ama kapsamı geniştir, tüm Ortadoğu’yu içine almaktadır. ABD’nin açık hedefi İran ve Suriye’dir. Türkiye ise örtülü hedeftir.
Bu noktada PKK, bu üç ülkeye karşı da aynı anda silahlı savaş başlatmıştır. Son bir ayda gerek İran’dan, gerek Suriye’den gelen çatışma haberleri dikkate alınmadan, PKK’nın Türkiye’de başlattığı terör kampanyası anlaşılamaz. PKK, doğrudan ABD’den aldığı direktifle öncü bir savaş başlatmıştır. Hemen ardındansa ABD’nin müdahalesi gelecektir.
PKK’nın bölge ülkelerine karşı başlattığı savaşın bir de AB cephesi vardır. ABD için eline silah alan PKK, kaçınılmaz bir şekilde AB ülkelerinden de kopmaktadır. Bu aşamada PKK’nın bölge ülkelerine karşı başlattığı savaş, aynı zamanda AB ülkelerinin Ortadoğu çıkarlarına karşı da bir savaş anlamına gelmektedir.
PKK’nın sivil terörü
Olayı bu uluslararası boyutları ile ele alırsak PKK’nın Türkiye stratejisini de daha iyi görebiliriz. PKK uluslararası bir fedai mangası görünümü çizmekle birlikte, esas yığınağı ve görev alanı Türkiye’dir. Ancak Türkiye’deki görevini iyi bir şekilde yerine getirebilmek için de son derece ince bir politika izlediğini teslim etmemiz gerekir.
1- PKK Apo’nun tutsaklığı boyunca silahlı mücadeleyi bırakmış ve sivil alanda sivil mücadeleye başlamıştı. Sivil alandaki mücadelenin ne aşamaya geldiğinin muhasebesini yaparsak özellikle iki alanda önemli bir başarıdan sözederiz.
a- PKK, Güneydoğu’nun kent merkezlerinde önemli bir halk hareketi örgütlemiştir. Eskiden, gerilla hareketinin temel destekçisi köyler iken, sivil mücadelede köylerin yerini kent merkezleri almıştır. Son birkaç yıldır, Diyarbakır, Mardin, Şırnak, Hakkari, kent merkezleri ile ilçe merkezleri, PKK’nın hakimiyetine girmiştir.
Bunda en önemli pay ise elde edilen PKK’lı belediyelerdir. Bugün PKK’lı teröristlerin cenazeleri belediye ambulansları ile taşınmaktadır. Dokunulmazlık zırhına bürünen PKK’lı belediyelerle birlikte, Güneydoğu’da fiili bir özerklik ilan edilmiştir. Her il ve ilçe merkezinde Apo’nun salıverilmesi için düzenlenen imza kampanyaları, dilekçe eylemleri, yürüyüşler, açlık grevleri ile, PKK ayrılıkçı bir sivil hareket inşa etmiş durumdadır.
b- Sivil mücadelenin ikinci ayağı aydın hareketi yaratmaktır. PKK, bu doğrultuda da önemli kazanımlar elde etmiştir. Eli kanlı bir terör örgütü imajını silmek için, silah bırakma ve sivil mücadele ile birlikte, pek çok Türk aydınını tuzağa düşürmüştür. Hem devlete hem PKK’ya silah bırakma çağrılarının ardında, PKK’yı devletle eş görme anlayışı yatmaktadır ki, bu da PKK’nın neredeyse işgal edilmiş bir devletin sözcüsü konumuna getirilmesidir.
PKK’nın aydın hareketinin merkezi İkitelli basınıdır. PKK’nın her talebini demokratikleşme adına coşkuyla karşılayan, her fırsatta Türk Devletine karşı PKK militanlarının yanında yer alan medya, böylelikle PKK’yı haklı, devleti haksız savaşan bir güç konumuna getirmiştir.
Bu aydın takımının kullandıkları kirli savaş kelimesi boşuna değildir elbette. Türk Devleti, Susurluk’tan beri hain bir karalama kampanyasının hedefidir. Katil devlet, işkenceci devlet propagandası altında, Türkiye devlet güçlerinin eli kolu bağlanmıştır.



yılmaz
Thu 21 June 2007, 02:35 am GMT +0300
Ya asker gibi alalım ya da asker gibi ölsün
PKK, sivil savaşın yarattığı bu özgür ortamda tekrar silaha sarılmıştır. Ancak bu silaha sarılmanın bile hem askeri hem de sivil ayağı bulunmaktadır. Örneğin son olarak Tunceli karayolunda kaçırılan erimizin durumu buna örnektir. PKK, silahlı bir eylemle bile barışçı bir sivil hareket imajı çizmektedir.
PKK, askeri serbest bırakacağını açıklamıştır. Aslında asker serbest bırakılmak üzere kaçırılmıştır. Böylelikle iyi bir propaganda malzemesi elde edilmiştir. Bir kısım aydının, hatta milletvekilinin kaçırılan eri almak üzere heyet kurmuş olması bu propagandanın başarısıdır. Böylelikle hem Türk Devleti güçsüz, askeri kaçırılan bir devlet konumuna getirilmektedir. Hem de PKK, Türk Devletine insaf gösteren hümanist bir örgüt konumuna gelmektedir.
Burada alınacak doğru tavır, bir açıdan Genel Kurkmay İkinci Başkanı’nın gösterdiği şekilde olmalıdır. Medya, bölücü örgütün propagandasını yapmaktan vazgeçmelidir. PKK’nın propagandası ile sonuçlanacak, PKK’yı kamuoyunda güçlü ve barışçı gösterecek tüm girişimlerin önü kesilmelidir.
Ancak bu noktada iş Ordu’ya düşmektedir. Düşmanla savaşan bir ordunun askerleri öle de bilir, esir de olabilir. Bu savaşın doğasıdır. Ordu, kaçırılan askerini ya askeri gücüyle kurtaracaktır, ya da feda edecektir. Ailenin gözyaşı, askeri askerlikten uzaklaştırmamalıdır.
Ordu, aileye ve halka, askeri kurtaracağını, teröristle pazarlık yapılmayacağını, teröristlerle buluşacak heyetlerin içinde milletvekilleri bile olsa teröre yardım ve yataklık etmiş olacağını, Ordu askeri kurtaramazsa askerin vatana feda olmasının tüm halk tarafından kabul edileceğini açıklamalıdır. Bu açıklama yapılmadığı sürece PKK, Türk eri üzerinden daha çok propaganda yapacaktır.
Apo’nun sözcüsü sözde milliyetçi yazar
PKK’nın bir diğer propaganda yöntemi daha bulunmaktadır. Sözde, PKK içinde bölünme olduğu, ABD ile Apo arasında mücadele olduğu izlenimini yayan örgüt, Türk kamuoyunu PKK’nın yanına itmektedir.
Burada esas malzeme ABD düşmanlığıdır. Toplum içinde yükselen ABD düşmanlığını gayet güzel değerlendiren PKK, sanki ABD ile Apo arasında görüş ayrılığı varmış, hatta ABD, PKK içinde Apo’ya karşı hareket ediyormuş izlenimi yaratmaktadır. Böylelikle Apo masumiyet kazanırken günah ABD’ye yüklenmektedir.
Bu korkunç zehirli propaganda ise sözde milliyetçi Yeniçağ gazetesinin sözde milliyetçi yazarı Arslan Bulut tarafından yapılmaktadır. Apo, içinde Sarp Kuray’ın da bulunduğu temsilcilerini Arslan Bulut’a göndermiş ve terörün arkasında kendisinin değil ABD’nin olduğunu söylemiştir. Sözde milliyetçi yazarımız da bölücü örgütün propagandasını Türk milliyetçilerine lanse etmektedir.
Ancak gerek Yeniçağ, gerekse Arslan Bulut kamuoyunun yakından bildiği isimlerdir. Bilindiği gibi Arslan Bulut, Doğu Perinçek’le yaptığı röportajlarla gündeme gelmişti. Yıllarca PKK’nın propagandasını kendi dergilerinde yapan, Suriye’ye gidip Apo’ya gül veren Perinçek’in milliyetçilere takdimi Arslan Bulut eli ile yapılmıştı.
Bugün ise Apo başka temsilcilerini Arslan Bulut’a göndererek propagandasını yapmaktadır. Apo, neden başka bir gazeteci ya da milliyetçi bulamadı da bula bula Arslan Bulut’u buldu dersiniz!
ABD düşmanlığı yaparak Amerikancılık yapmak ülkücülerin öteden beri en önemli özellikleridir. 80 öncesinde ABD emriyle ve ABD silahlarıyla kardeş kanı akıtanların, 80 sonrası birden inlerine girmeleri sebepsiz değildir. 80 öncesi 5.000 solcuyu öldüren ülkücülerin 80 sonrası 30 bin şehide mal olan PKK’ya karşı bir fiske bile atmamalarının elbet bir sebebi olmalı!
Aynı ülkücü kesimin bu defa basın yayın yolu ile Apoculuk yapması bizleri hiç şaşırtmışor. Çünkü arkasında Kürt işadamları olan, ABD desteği olan bir kısım medya olacaktır ve milliyetçilik de yapacaktır, çünkü ABD’nin çıkarları bunu gerektirmektedir.
PKK propagandasının daha üsturuplu biçimi ise Doğan medyası tarafından yapılıyor. Doğan medyası ise, PKK içinde bir bölünme olduğu, Kürt hareketi içinde Apo’ya ve PKK’ya karşı demokratik bir muhalefetin başladığını yazıyor. Özellikle Hikmet Fidan cinayetinin üzerine giden Milliyet eli ile, birden demokratik bir Kürt hareketi çağrısı yapılıyor.
Bu tür bir propaganda, PKK’yı zayıflatmak yerine güçlendiriyor. Çünkü doğrudan Türk medyasının destek verdiği kesimler PKK tarafından daha kolaylıkla tasfiye edilebiliyor. Böylece Apo kendi muhaliflerini Doğan medyasına deşifre ettirerek kendi önderliğini güçlendiriyor.
Bizim gazetecilerimiz ise bilinçli ya da bilinçsiz bu tuzağa düşüyor. Şu ülkeye bakın ki, burjuva basını Apo muhalifi Kürtçülerin propagandasını, milliyetçi basını ise ABD karşıtı Apo’nun propagandasını yapıyor!
Basındaki bu karmaşaya bakan Apo ve ABD ise keyifleniyordur. Her örgüt hele hele her devlet, iyi propaganda yapmak zorundadır. Propaganda ise kimi zaman doğrudan yapılmaz. PKK ve ABD şimdi bu taktikle Türk Devletini hareket edemez hale getirmektedir. Koparılan tartışmanın içinde Türkiye’nin terörle ne şekilde mücadele edeceği, kime karşı kimi destekleyeceği bilinememektedir. Böylesi bir karmaşa ise en fazla Apo’ya ve onu destekleyen ABD’ye yaramaktadır.
Sınır ötesi tartışması
Son sınır ötesi tartışmaları da ancak bu çerçevede ele alınabilir. PKK’nın artan terör eylemleri karşısında dile getirilen sınır ötesi ne anlam taşımaktadır, şimdi de bunu sorgulayalım.
Sınır ötesi operasyon, terörün sınır ötesinden kaynaklandığı tespitine dayanır ki, bu en büyük yanlıştır. Gelişen PKK terörünü yaratan ortam, Irak’tan PKK sızması değildir. Terör, PKK’nın sivil mücadele ile elde ettiği beş yıllık zeminde gelişmektedir. Türk Devletinin, bölücülüğe verdiği beş yıllık taviz, PKK’nın sivil alanda elde edeceklerini elde etmesine yetmiştir. Şimdi ise yeni hedefler için yeni mücadele yolları devreye sokulmaktadır. Bu nedenle terörün merkez üssü Kuzey Irak değil Türkiye’dir!
Bu noktada Türkiye’de yıllardır süren Apo’yu önemsememe çizgisi Apo’yu gerçekten çok güçlendirmiştir. Bu noktada terörün başı Apo’dur ve o da İmralı’dadır. O halde terörle mücadeleye İmralı’dan başlamak gerekmektedir!
Ancak bu tek başına ele alınamaz, çünkü İmralı gücünü doğrudan Washington’dan almaktadır. Yani sınırın ötesi Kuzey Irak değil Washington’dur.
Türkiye’nin terörle mücadelede alacağı önlem, birincisi Apo’nun Türkiye içindeki yönlendirmesinin kesilmesi, örgütsel yapısının dağıtılmasıdır, ki bu da terörle etkin mücadeleyi gerektirir. Ancak girilen AB sürecinde bunun yapılamayacağını gayet iyi bilen PKK, çok rahattır. Diğer yandan Türk Devletinin sınır ötesine geçerek ABD ile savaşmayı göze alamayacağını da bilen PKK, aynı anda silahlı eylemlerini de arttırmaktadır.
Tezkere geçse sınırın içine de geçemezdik
Kısacası AB-ABD kapanına sıkışan Türkiye, teröre karşı ne yasal ne de askeri önlem alamaz noktadadır. Böyle bir noktada sınır ötesi operasyon yaparız çıkışı çok açık bir şekilde korkutucu değil, komik olmaktadır.
Tam da bu noktada Türk Devletine bir tuzak daha kurulmaktadır. Türkiye’nin sınır ötesi harekat yaparsa ABD ile savaşmak zorunda kalacağını, bunun ise Türkiye için hiç de hayırlı olmayacağını yazıp çizmeye başlayan ve kendilerini milli olarak adlandıran ayrı bir medya grubu da devrededir: Akşam.
Akşam’ın Amerikancı milliyetçi yazar kadrosu ise, sınır ötesinin ABD provokasyonu olduğunu, Türkiye’nin PKK tarafından kışkırtıldığını, böyle bir tuzağa düşmemek gerektiğini, yani sınır ötesinden uzak durmak gerektiğini salık vermektedir. Bu Amerikancı yazar kadrosu, sınır ötesi kozunun Türkiye’nin elinden çıkmasının sebebi olaraksa reddedilen tezkereyi göstermektedir. Eğer Türkiye ABD ile birlikte Irak’a girseydi bugün PKK sorunu olmayacaktı demektedirler.
Kendi içinde mantıklı görünen tez aslında son derece salakçadır. Bugün ABD Kuzey Irak’ta diye Kuzey Irak’a giremiyorsak; tezkere geçseydi ABD, Diyarbakır’da olacaktı, o halde Diyarbakır’a bile giremeyecektik! Hatta tezkere koşullarına göre Samsun’a, Trabzon’a, İskenderun’a bile giremeyecektik. Yani Türkiye işgal edilmiş olacaktı.
Şimdi aynı Amerikancı tayfa, askeri öne sürerek tezkereyi AKP geçirmedi demektedir. Bu, Amerikancı darbe senaryosunun ifadesinden başka bir şey değildir. Eğer tezkereyi gerçekten AKP engellemişse AKP gerçekten hayırlı bir iş yapmış ve Türkiye’nin işgalini önlemiştir. Ve yine eğer tezkereyi Ordu istemişse ve aynı fikirlerinde hâlâ diretiyorlarsa, böyle bir Ordu’nun Türkiye’nin güvenliğini savunacak uzak görüşlülüğü yok demektir.
O halde iki kanaldan birden seslendirilen sınır ötesi tehdidini nasıl algılayacağız? Bugün sınır ötesi Türk kamuoyunda gerekirse ABD ile savaşalımın güçlenmesine yol açsaydı, o zaman doğru bir talep olurdu. Ama tam tersine sınır ötesi ABD ile savaşılamaz, keşke onunla birlikte hareket etseydik fikrini güçlendirmeye yaramaktadır. İşin garibi, sınır ötesine provokasyon diyen Amerikancılarımız da, demeyen Amerikancılarımız da aynı propagandayı yapmaktadır!
Sınıra, sokağa, medyaya hakim olmak
Tüm bu tartışmalar sürerken önlem almayan, hedef belirlemeyen ve harekete geçmeyen taraf olduğumuzu asla unutmamalıyız. Gerek ABD gerekse PKK her türlü önlemi alarak aşama aşama hedefe ilerlemektedir. Bu tartışmaların en önemli zararı da Türk Devletini adeta kontrpiyede bırakarak etkisiz hale getirmesidir. En kötü karar bile kararsızlıktan iyiyken, Türk Devleti kararsızlığa mahkum edilmektedir.
Oysa köşeye sıkıştırılan Türkiye’nin, bu kuşatmayı yarmak için elbet elinde belli bazı kozları vardır ve dahası, Türkiye’nin ABD dahil herkesle savaşacak gücü de vardır. Bunun içinse uygun bir harekat planı çıkarılmalıdır.
1- Sınıra hakim olmak:Türkiye PKK ile mücadelede kararlılığını göstermek ve Kuzey Irak’taki kukla Kürt devletini tecrit etmek için Kuzey Irak sınır kapısını hemen kapatmalıdır.
2- Sokağa hakim olmak: PKK’nın sivil mücadelesi ancak tersine bir sivil mücadele ile engellenebilir. Bu devletin mutlak çoğunluğu ve tek sahibi olan Türkler, her alanda sokağa hakim olmalıdır.
3- Medyaya hakim olmak: PKK’nın ve ABD’nin en büyük gücü olan medya, uygun bir takvim içinde devletin yanına çekilmeye zorlanmalıdır.
Böylelikle ülke içinde gücünü gösteren ve kendisi de hisseden Devlet, yeniden devlet gibi davranmaya başlayabilir. Bunun için ön şart olarak, her alandaki ve kademedeki Amerikancıların safdışı edilmesi gerekir. Türkiye’nin en güçlü yılları, Amerikancıların en güçsüz olduğu dönemdi unutmayalım!
Bu önlemleri alan Türkiye PKK’nın orta vadeli hedefinin Apo’nun affedilmesi, PKK’ya siyasetin serbest bırakılması olduğundan hareket etmelidir. Düşmanının hedefini bilen bir devlet buna engel olabilir. Bu ise sınır ötesinde değil sınır içinde alınacak önlemlerle alınacaktır.
Kaldı ki sınır ötesi Türkiye için elbette tek çıkış noktasıdır. Ama bunun için iki çıkış alanı vardır; Azerbaycan’dan ve Kıbrıs’tan sınır ötesine çıkmak. Sınırı güçlü olduğumuz yerlerden aşarsak, düşmanla güçlü olduğumuz yerde çarpışırız.
Sınır ötesi çağrısı yapan devlet yöneticilerimiz bu yönde bir adım atarlarsa gerçek niyetlerini anlayabiliriz...


erdoğan
Thu 21 June 2007, 01:16 pm GMT +0300
AYRIMCILIĞI BİZ Mİ BAŞLATTIK?ONLAR BU VATANA SAHİP ÇIKIYOR MU?

Nucleus şöyle bir tespitte bulunmuştu.

"PKK nın teröre başladığından bu yana harcadığı paraları,T.C. nin terörü önlemek için yaptığı masrafı toplayıp Güneydoğu'nun kalkınması için harcasak,bu gün o bülgemiz Memleketin en gelişmiş bölgesi olurdu."


en gelısmıs derken duble yollardan bahseden kım,cesmeden camı den bahseden kım?
egıtım olmadan gelısmıslık mı olurmus?


ne derler bılırsınız

"egıtım sart"

Yahu Makrow,

Benim polemik sevmediğimi bilirsin.Yukarıda alıntılamış olduğun yazımdan, "duble yol,çeşme,cemi vs." den bahsettiğimi de nereden çıkardın.O dediklerini Arap yarımadasının batısındaki küçük petrol devletçiklerinde fazlasıyla görürsün.Petrolden kazanılan paraya dayalı sahte bir "uygarlık" görüntüsü vardır.Ama aynı ölçüde bir eğitimden söz etmek pek mümkün değil.

Türkiyenin en çok okulu/üniversitesi Istanbul'da dır.Ama suç oranı en fazla illerimizden birisi de Istanbul'dur.Yani çok sayıda okul olması da işi çözmüyor aslında.Neden?

Çünki, nitelikli eğitim şart.!!!

ABD ve Avrupada gördüğün en son model lüx arabalardan ve duble yollardan bizde de vardır.Ama en çok trafik kazası bizde olur,neden?  Trafikte kimse kural tanımaz ve herkes "kafasına göre" takılır da ondan.

"Nitelikli eğitim şart."

Telefon'u Batılı icad etmiş bu araç insan iletişiminde büyük kolaylıklar sağlamıştır.İnsana kolaylık sağlayan bu icat bizde bolca telefon sapığı üretür neden?

"Nitelikli eğitim şart"

Bazı doktorlar Hipokrat yemini eder, organ mafyası ile işbirliği yaparlar.Hem de "eğitimli"(!) olmalarına rağmen,neden?Çünki sadece mesleki eğitim yetmez,Ahlaki eğitim de lazım.Tabi bazıları "Burjuva ahlakı" diye küçümsemezse...

"Nitelikli eğitim şart."

vs. vs. vs.

Bilrsin öğretmen emeklisiyim.Bari bana bunları söyleme.  ;)

HanTürkmen
Thu 21 June 2007, 01:59 pm GMT +0300
Öncelikle tüm dostları tekrardan selamlayalım..

Meseleyi incelemeye başlayalım;

Konuyu açan arkadaşın üzerinden gidebileceği çok temel noktaları kaçırdığı açıkça ortadadır..Türkiye'nin bir sosyolojik problemini etnik temele taşıyarak,Atatürk'ün anladığı şekilde daha önce dünya üzerinde tanımlanmamış (yalnızca Fransız ekolü ile benzerlik gösterir) milliyetçiliği de özümseyemediğini göstermiş,toplumları birbirine bağlayan ortak değerleri kaşıyarak tahrik etmiş ve çift yönlü ayrımcılığa davetiye çıkarmıştır..

Yanlışlar ve çözüm önerileri çok basitçe;dışlayıcı,sakat ve baskı üzerine kurulu..Bunu anlamak çok basit,Gazi Paşa Türk milleti tanımını;"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.." şeklinde yapıyor..Etnik bir çağrışım varsa da,Mustafa Kemal'i ezbere bilen biri olarak bugüne kadar ben rastlamamışım demek ki..Dolayısı ile Güneydoğu ve Doğu Anadolu'dan batıya olan göçleri toplumbilimsel çerçevede ele almak elzemdir..

Arkadaş çözüm önerisi olarak Kürtler'e iş vermememizi salık veriyor..Pekala,PKK'nın da nemalandığı "illegal/non-office" işleri yapmalarının sebebi bölgedeki mutlak nüfus artışı ve göçler itibariyle iş bulamamaları ve nihai çaresizliğin çare olarak sunulmaları değil mi?Elbette ki göç olacak,iş bulup çalışacaklar..

Sözlerimizden yanlış anlamlar çıkarılma ihtimalini de bertaraf etmek isteriz..Batıya göçün sebep olduğu kültürel bir karmaşa ve mutlak uyum sorunuyla karşılaşıldığı ve insan psikolojisine uygun olarak agresif tutum sergiledikleri de bir gerçektir..Tıpkı,Almanya'ya göç eden Türk köylüsü gibi..İğneyi kendimize bir batıralım da,çuvaldız insafınıza kalsın..

Arkadaş çözüm önerilerinde devletin Kürtler'e karşı sert ve otoriter bir tutum sergilemesi gerekliliğinden bahsediyor..Otoriter devlet,varlığına/varlık sebebine,yapısallığına tehdit oluşturan unsurları bertaraf etmek zorundadır,evet..Fakat bu,örneğin bir doğum kontrolünden bihaber kendi halkı olamaz..Devlet,otoriterliğini sıradan vatandaş üzerinde değil,sıradan vatandaşın sömürücüsü ağalar ve kanaat önderleri sahte şeyhler/seyyidler üzerinde kullanmalıdır..

Peki HanTürkmen'in çözüm önerileri nelerdir?Birinci dönemin son aylarında üye olmama rağmen,arkadaşlarım Kürt kimliği üzerine linguistik-kültürel ve siyasi temelde araştırmalarımı hatırlayacaklardır,yeri geldiğinde arşivden argümanlarımızı taşıyacağız..Bu anlamda Türkiye'nin darboğazdan çıkışında çözüm önerisi olacak fikirlerimi beyan edeceğim başlıkta bunları bulacaksınız..

Hepsinin ötesinde WELAT remzli arkadaş,bilinçsiz ve çiğ milliyetçiliğin manasız tespit ve çözüm önerilerine karşı,oportunist bir yaklaşımla PKK'nın sitesinden aşırdığı milliyetçilik fikri ve ulus-devlet yapısını tartışmaya açan bir yazıyı buraya kopyalamış,ilginçtir..Türk milliyetçiliğini etnik köken,kan ve soy bilgisine dayanan Alman ekolü ile karıştırmış..Bizim anladığımız şekilde ulusçuluk,belirttiğimiz üzere toprak/vatan esasına dayalı Fransız ekolü ile bir çok noktada benzerlik taşır ve etnisitelerin gelenek,göreneklerinin niteliksel devamlılığını korumaya karşıt duruş sergilemez..Meseleyi özelden genele taşırsak,milleti ekonomik,askeri,siyasi-diplomatik sahada yükseltmek ve bu yükselişi yeterli bulmamak var olandan hareket olup,yalnızca yapıdan memnun (düzenden değil,bu statükoculuk ve devrimci ruha aykırılık olur)olanlara olumlu çağrışımlar yapmaktadır,tabii terörizm destekçilerinin insani yönüne hitap etmek bizim aykırılığımız olacaktır..Bir de var olmayan noktadan hareket var ki;tarihsel gerçekliklerin bize öğrettiği doğrultuda milliyet duygusu,baskıyı,zulmü,mutlak otoriteyi kıran yegane güç olmaklığı da başarmıştır..Bu anlamda,"halkların kardeşliği",yahut "ezilen ulus milliyetçiliği" gibi fenomenlerin perde arkasındakileri de görmüş olacağız..

Hasılı kelam;

Bir Kürt'ün herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşından olumlu ya da olumsuz farklı herhangi bir tavır görmesi beni rahatsız ediyor..Ortada bir ezilmişlik varsa,milli refleks gösterilmesi son derece doğaldır..Bugüne kadar bu ayrımcılık olmadı,konuyu açan arkadaş ve temsil ettiği zihniyet ne yazık ki bu ezilmişliklere çanak tutacaktır..Allah'tan çoğunluğu oluşturmamaktalar..Çözüm dışlamaktan değil,bütünleşmekten geçer..

makrow
Thu 21 June 2007, 03:31 pm GMT +0300
AYRIMCILIĞI BİZ Mİ BAŞLATTIK?ONLAR BU VATANA SAHİP ÇIKIYOR MU?

Nucleus şöyle bir tespitte bulunmuştu.

"PKK nın teröre başladığından bu yana harcadığı paraları,T.C. nin terörü önlemek için yaptığı masrafı toplayıp Güneydoğu'nun kalkınması için harcasak,bu gün o bülgemiz Memleketin en gelişmiş bölgesi olurdu."


en gelısmıs derken duble yollardan bahseden kım,cesmeden camı den bahseden kım?
egıtım olmadan gelısmıslık mı olurmus?


ne derler bılırsınız

"egıtım sart"

Yahu Makrow,

Benim polemik sevmediğimi bilirsin.Yukarıda alıntılamış olduğun yazımdan, "duble yol,çeşme,cemi vs." den bahsettiğimi de nereden çıkardın.O

Erdogan abı...
sizin yazınızı sevgılı DELİ ye cevap olarak alıntılamıstım(sızın en gelısmısten kastınızın camı yol vs olmadıgını kendım altında teyıt ettım.yanılıyorsam duzelteyım

erdoğan
Thu 21 June 2007, 07:51 pm GMT +0300
Sevgili Makrow,

Kusurumuzu bağişla.Diğer arkadaş ile aranızdaki yazışmayı takip edemediğim için bir yanlış değerlendirme olmuş.

Saygılarımla.

makrow
Thu 21 June 2007, 09:52 pm GMT +0300
Sevgili Makrow,

Kusurumuzu bağişla.Diğer arkadaş ile aranızdaki yazışmayı takip edemediğim için bir yanlış değerlendirme olmuş.

Saygılarımla.
lutfen erdogan abı,yanlıs anlamayı duzelttıysek sorun bıtmıstır. ;)

TÜRKES
Fri 22 June 2007, 10:38 pm GMT +0300
Batıya gelen Kürtleri geri göndermemiz şart. Türk varlığını korumak için ve Kürtleri G. Doğu' ya geri dönmeye zorlamak için yapılması gerekenler ise belli. Vatandaş olarak bizim yapmamız gerekenler:

 

1- Batıya gelen Kürtlere iş ve ev vermemek,

2- Kürt esnaftan alışveriş etmemek,

3- Kürtler ile evlenmemek,

4- Televizyonda Kürtleri ve Doğuluları temel alan hikayeler üzerine kurulu dizi veya filimler yayınlamamak,

5- Kürt kültür ürünlerini kullanmamak ve Kürt müziği dinlememek.

 

Devlet ise Kürtlere zorunlu doğum kontrolü uygulayabilir ve tersine zorunlu göç politikası oluşturabilir.


allah var iyi yazmissin..............
yani ülkedeki temel yaklasimi bu güzel sözlerinle hic saga sola cekmeden bi güzel anlatmissin.eline,koluna,o hayran kaldigim beynine nazar degmez insallah....( amin )

simdi bak cakal ( cakallara hakaret oluyor ama simdiden onlardan özür diliyorum )

o geri göndermek istedigin kürtler var ya kendi istekleriyle batiya falan göc etmis degiller!!!!siz türklerin 1071 den önce ortami yukarimi asagimi ne boksa artik iste o orta asyada  at sirtinda elde kilic oraya buraya saldirarak,20 yil orda 30 yil baska yerde bilmem kac yil nerelerde göcebe halde ordan oraya savrularak yasadiginiz yillardan binler yil önce kürtler kendi ata topraklarinda huzurlu bir sekilde yasiyorlardi.
birazcikta ondandirki yani yerlesik bir hayat sürdüremediginiz icin hicbir boktan anlamazsiniz siz cakal sürüleri!!!yani demem o ki götünüzün üstüne fazla oturamadiginiz icin ne sanatta ne bilimde ne yemekte ne kültürde ne edebiyatta vs vs hic bir boktan anlamazsiniz!!!!
ne zamanki geldiniz anadoluya ki gelirken kürtlerin elini ayagini öptünüz malazgirt savasini kazanmak icin bizlerin destegini almak icin yine kurtulus savasinda ilk örgütlenmeye ilk destek arayislarina sivas ve erzurum kongreleriyle kürdistanda basladiniz.

ne zamanki tehlike gecti kendi sisteminizi kurdunuz o zaman simdiki gibi gercek yüzünüz ortaya cikti.isiniz bitti ya basladiniz insanlik aleminin en soysuz politikalarini uygulamaya.

ulan serefsiz dünyada hangi ülkede görülmüs sonradan geldigin topraklara senden önce orada yasayan insanlarin daglarinin,agaclarinin,sularinin,yerlesim birimlerinin,insanlarinin isimlerini zorla baska bire dile yani türkceye cevirmek????????????SEREF SIZ........

insanin diline zincir vuran baska bir namussuz soy varmi seref siz???

sen gel insanlarin 4000 köyünü yak,binlerce yildir yasamini sürdürdügü topraklardan kopar,dünyanin dört bir yanina savur,milyonlarca insanin onuruyla namusuyla oyna sonrada batiya niye gelmisler de öylemi seref siz?????????????

yazacak cok sey var ya...................

bak bizler ne yapalim o zaman sizlere

1-kürdistana gelen türklere is ve ev vermemek

2- türk esnaftan alışveriş etmemek,

3- türkler ile evlenmemek,

4- türk kültürü ve müzigi diyecem ama yok ki kültürünüz seref siz

5- türkleri ülkemizden kovmak icin her türlü kürt örgütünü sonuna kadar desteklemek

6-herhangi bir kriz aninda türkiyeye saldiracak herhangi bir ülkenin kosulsuz yaninda olmak

7-senin gibi düsünen sivillere her türlü siddet araci ile saldirmak

8-altina yattiginiz ABD yi size karsi olan her politikasinda bize getirisi veya götürüsü ne olursa olsun her kosulda desteklemek

9-bu kadar yetermi seref siz ???????????ß

10-yetmediyse cevap yaz bu listeyi uzatayim

 
ama sundan emin ol soysuz,sizin bir sey yapmaniza gerek kalmayacak kürtler kendi topraklarina er yada gec geri dönecek.o zaman oralarda basiniza neler gerecek onuda tahmin etmek zor olmayacak sanirim....................


HanTürkmen
Fri 22 June 2007, 11:09 pm GMT +0300
Türkeş,

Belli ki derdiniz üzüm yemek değil bağcıyı dövmek..Ne zamandan beri bir yanlış bir yanlışın muadili oldu?Bir Türk milliyetçisi olarak,benim de rahatsızlık duyup,zahmet edip okumuşsanız birkaç kelam ettiğim şu başlıkta yazılanlar,ne kadar ırk güdümlü ve etnik çatışma sebep ve tahriği ise,sizin üslubunuz da eşdeğerdedir..Tartışma dediğimiz olgu,ortak tartma ile,birbirine galebe çalma hırsı yaşarken de öğrenme amaçlı olursa anlamlıdır..Yoksa kim daha çok bağırırsa o haklıdır mantığına dönecektir ki,rasyonel nihayetten sapmayalım derim ben..Eğer benim anlamca yürekten inansam da,söylemce çok da samimi bulmadığım,"halkların kardeşliği" vurgusunu yapacaksanız,tarihsel-sosyolojik gerçeklikten sapmadan sizinle tartışmaya her daim varım..Yoksa söylemlerinizin itici gücü bilginiz değil de duygusallığınız olacaksa,sonu;görüldüğü üzere hakaretleşme olacaktır..

Şimdi,yazınızdaki iddiaları ve yapılması gerekenleri bir açın,ona göre cevaplayalım..

okanoksak
Fri 22 June 2007, 11:38 pm GMT +0300
Yahu Türkiyede bulunan etniklerin Türk varlığına yönelik olarak tehlike arz ettiğinizi söylediniz, bana sorarsanız kimin nasıl Türk varlığına Türke ihanet edeceği umurumda değil.

neden mi
fotoğraflar ceninden...
ölen kişiler de  bundan taaaaa seneleeeerrr evvel osmanlıyı arkadan vuran arapların dedeleri...
nereye bağlayacağım...
İşte Türke Kefen biçenlerin halini görüyorsunuz....
onun için geniş olun
relax relax relax olun...
hiiiiç birşey kafanıza takmayın arkadaşlar...













yaman
Sun 24 June 2007, 12:00 am GMT +0300
Batıya gelen Kürtleri geri göndermemiz şart. Türk varlığını korumak için ve Kürtleri G. Doğu' ya geri dönmeye zorlamak için yapılması gerekenler ise belli. Vatandaş olarak bizim yapmamız gerekenler:

 

1- Batıya gelen Kürtlere iş ve ev vermemek,

2- Kürt esnaftan alışveriş etmemek,

3- Kürtler ile evlenmemek,

4- Televizyonda Kürtleri ve Doğuluları temel alan hikayeler üzerine kurulu dizi veya filimler yayınlamamak,

5- Kürt kültür ürünlerini kullanmamak ve Kürt müziği dinlememek.

 

Devlet ise Kürtlere zorunlu doğum kontrolü uygulayabilir ve tersine zorunlu göç politikası oluşturabilir.


allah var iyi yazmissin..............
yani ülkedeki temel yaklasimi bu güzel sözlerinle hic saga sola cekmeden bi güzel anlatmissin.eline,koluna,o hayran kaldigim beynine nazar degmez insallah....( amin )

simdi bak cakal ( cakallara hakaret oluyor ama simdiden onlardan özür diliyorum )

o geri göndermek istedigin kürtler var ya kendi istekleriyle batiya falan göc etmis degiller!!!!siz türklerin 1071 den önce ortami yukarimi asagimi ne boksa artik iste o orta asyada  at sirtinda elde kilic oraya buraya saldirarak,20 yil orda 30 yil baska yerde bilmem kac yil nerelerde göcebe halde ordan oraya savrularak yasadiginiz yillardan binler yil önce kürtler kendi ata topraklarinda huzurlu bir sekilde yasiyorlardi.
birazcikta ondandirki yani yerlesik bir hayat sürdüremediginiz icin hicbir boktan anlamazsiniz siz cakal sürüleri!!!yani demem o ki götünüzün üstüne fazla oturamadiginiz icin ne sanatta ne bilimde ne yemekte ne kültürde ne edebiyatta vs vs hic bir boktan anlamazsiniz!!!!
ne zamanki geldiniz anadoluya ki gelirken kürtlerin elini ayagini öptünüz malazgirt savasini kazanmak icin bizlerin destegini almak icin yine kurtulus savasinda ilk örgütlenmeye ilk destek arayislarina sivas ve erzurum kongreleriyle kürdistanda basladiniz.

ne zamanki tehlike gecti kendi sisteminizi kurdunuz o zaman simdiki gibi gercek yüzünüz ortaya cikti.isiniz bitti ya basladiniz insanlik aleminin en soysuz politikalarini uygulamaya.

ulan serefsiz dünyada hangi ülkede görülmüs sonradan geldigin topraklara senden önce orada yasayan insanlarin daglarinin,agaclarinin,sularinin,yerlesim birimlerinin,insanlarinin isimlerini zorla baska bire dile yani türkceye cevirmek????????????SEREF SIZ........

insanin diline zincir vuran baska bir namussuz soy varmi seref siz???

sen gel insanlarin 4000 köyünü yak,binlerce yildir yasamini sürdürdügü topraklardan kopar,dünyanin dört bir yanina savur,milyonlarca insanin onuruyla namusuyla oyna sonrada batiya niye gelmisler de öylemi seref siz?????????????

yazacak cok sey var ya...................

bak bizler ne yapalim o zaman sizlere

1-kürdistana gelen türklere is ve ev vermemek

2- türk esnaftan alışveriş etmemek,

3- türkler ile evlenmemek,

4- türk kültürü ve müzigi diyecem ama yok ki kültürünüz seref siz

5- türkleri ülkemizden kovmak icin her türlü kürt örgütünü sonuna kadar desteklemek

6-herhangi bir kriz aninda türkiyeye saldiracak herhangi bir ülkenin kosulsuz yaninda olmak

7-senin gibi düsünen sivillere her türlü siddet araci ile saldirmak

8-altina yattiginiz ABD yi size karsi olan her politikasinda bize getirisi veya götürüsü ne olursa olsun her kosulda desteklemek

9-bu kadar yetermi seref siz ???????????ß

10-yetmediyse cevap yaz bu listeyi uzatayim

 
ama sundan emin ol soysuz,sizin bir sey yapmaniza gerek kalmayacak kürtler kendi topraklarina er yada gec geri dönecek.o zaman oralarda basiniza neler gerecek onuda tahmin etmek zor olmayacak sanirim....................


ulan yemek yediği kaba işeyen köpek asıl abd nin altına siz yatıyorsunuz desteği size veren abd hem kürdistandan bahsediyorsun lan it soyu ne tarihte ne zaman devlet kurdunuzda konuşuyosunuz orda yaşıyosunuz diye sizinmi o topraklar bilimde sanatta bişe verememişiz siz ne verdiniz lan bi saysana hele ayrıca siz kimsinizde biz sizin ayağınızı öpeceğiz siz şu an amerikanın biyerlerini öpüyorsunuz.sizin dilinize kilitmi vuruyoruz dilinizi konuşmuyormusunuz saçma sapan iddalar bunlar sizin gibi itleri öldürmek için sabırsızlanıyorum ama o günlerde gelecek inşallah.

emrebjk06
Sun 24 June 2007, 02:23 pm GMT +0300
Kürt nufusun çoğalması Türk kültürünün yok olması falandan önce işsizliğe vasıfsız elemana yol açıyor. Bunu görmek hiçte zor değil.

Türk Kültürü gibi köklü bir kültür her türlü emperyalist komünist saldırılarla yok olmadı şimdi mi yok olacak?

Ama Kürtleri çoğunluk haline getirmeyi amaçlayan emperyalist politika -Apo nun dediği gibi ya silaha ya karıya sarıl politkası- bu ülkede tarım bölgesinden gelip büyükşehirlere yerleşen ve vasıfsız mesleksiz elemanı çoğaltmaktadır. Bu işsizliğe ve hayat pahalılığına yok açmaktadır. Bugün İstanbulda 5 milyona yakın Kürt nufusu vardır ve bunlar göçle geldiği için ya işsizdir yada fiziksel güce dayalı işlerde çalışmaktadırlar. İşsiz kesim bir aşiret bağıyla bağlı olduğu için birbirini kollamakta para sıkıntısı olduğu içinde suça yönelmektedir. Çeteleşme adi suçlarda artışın tek sebebi budur.

Burda herşeyin suçlusu Kürtler demiyorum. Aynı durumda Türkler olsa Tarım bölgesinden büyükşehirlere göçü 10 çocuklu aileleeri Türkler kursa aynı sorun yaşanırdı.

Bu plansız nufuslanma PKKyıda besliyor. İşsiz güçsüz kanı kaynyayan gençleri kandırmaktan kolay ne var?

Bu soruna karşı Nufus planlanması ve doğuya istihdam gbi çözümler olmalı 20 yıldır bunlar söyleniyor ama hala sonuç koca bir sıfır.

yaman
Sun 24 June 2007, 02:40 pm GMT +0300
yazınızın başındaki tesbitlerinize katılıyorum ayrıca kürtlere doğum kontrolü uygulanmalıdır böyle cahil bir topluluk hızla çoğalıyor ve ülkemizin kültür seviyesinide düşürüyor yakında nufus olarak bizimle dengelenecekler ve bu ülke bizim diyecekler bunlar için acil önlemler şimdiden alınmalı ayrıca türkiye doğuya istihdam sağlıyor ama terör örgütü buna izinmi veriyor öğretmen göndersek öldürülüyor okul açsak yıkılıyor bu cahil dağ lı insanlara bişey öğretmek imkansız.

makrow
Sun 24 June 2007, 08:06 pm GMT +0300
 « önceki sonraki »
     Yanıtla  |  Haberdar et  |  Okunmadı olarak say  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır    
   Gönderen

: TÜRK VARLIĞINA VE KÜLTÜRÜNE YÖNELİK TEHLİKE - KÜRTLER ------en buyuk tehdıt egıtımsılzıktır

sankı turk kokeknlıler sutten cıkma akkasık

daha dune kadar 3-4 ay once mersın unıv kampusunde Ulkuculer kalktılar Kurtlere saldırdılar.neymıs neden gozunun ustunde kasın varmıs.

ulkuculere bırsey dedıgım yok.turk olan gerzeklerle sorunum var

okanoksak
Sun 24 June 2007, 10:39 pm GMT +0300
« önceki sonraki »
     Yanıtla  |  Haberdar et  |  Okunmadı olarak say  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır    
   Gönderen

: TÜRK VARLIĞINA VE KÜLTÜRÜNE YÖNELİK TEHLİKE - KÜRTLER ------en buyuk tehdıt egıtımsılzıktır

sankı turk kokeknlıler sutten cıkma akkasık

daha dune kadar 3-4 ay once mersın unıv kampusunde Ulkuculer kalktılar Kurtlere saldırdılar.neymıs neden gozunun ustunde kasın varmıs.

ulkuculere bırsey dedıgım yok.turk olan gerzeklerle sorunum var
hocam ülkücüler kürtlere kürt oldukları için saldırmazlar ki... mutlaka kürt olarak saldırdıkları grup değişik bölücü bir ideolojiye sahiptir.ama ne derler kürt olduğumuz için ülkücüler saldırdı....  alakası yok.
şünü hatırlatayım. ülkücüler gerek mhp teşkilaında gerek ülkü ocaklarında laz kürt gürcü abaz çerkez gibi etnikler bulundurduğu ve bu partide ve teşkilatta kariyer yaptıkları için nihal atsız taraftarı türkçüler tarafından dışlanırlar. atsızcı türkçülere göre varsa yoksa türk olacaksın... bunu onlar da inkar etmiyor.hatta ırkçı dersen de inkar etmiyorlar.kendileri söylüyorlar zaten ırkçı olduklarını.
ancak ülkücülerde böyle bir durum yok.Türkeşciler lazmısın ermenimisin çerkezmisin kürtmüsün bakmazlar.sen türklüğe hizmet ediyor musun etmiyormusun ona bakarlar.
bunu bilmemiz lazım arkadaşlar.
bilmeden bence ülkücülere mhp lilere haksızlık etmeyelim. ;)

WELAT
Sun 24 June 2007, 11:32 pm GMT +0300
Türk’ler, Gökten zembil’le mi inmiş ?

 Son günlerde, Türklerin koro halinde, hazin ve inliyerek söyledikleri ’’üst kimlik’’, ’’üst kültür’’ nağmeleri basın ve medya organlarında yankılanıyor. Yıllardır seyretmekten bıktığımız komedi dizisine yeni bir perde (bölüm) daha eklenecek galiba.

80 Yıldır sürdürdükleri kültür emperyalizmi ile kendi kimlik ve kültürlerini ’’garanti’’ altına alan Türkler, şimdi öz topraklarında bin yıllardan beridir yaşıyan, diğer halk ve milliyetleri küçümsemeye başladılar. Her şey Türk içindir mantığıyla hareket eden devlet, aşağılık komplesiyle, Türkiyede yaşıyan diğer millet ve milliyetlere ayrımcılık yaparak azınlık kültür ve kimliklerine yukardan bakıyor.

Türkler, tarihte bir kaç kez, hayal güçlerini zorlayarak kendilerinin, tanrı tarafından Gökten zembil’le indirilmiş bir millet olduklarını, hiddetle yada zora dayanarak, başkalarına kabullendirmeye çalıştılar.

Bir dönem, Orhun anıtlarında adı geçen, Gök ve Türk kelimelerinden hareketle, Türk kaviminin Gökten, Tanrı tarafından kutsanarak gönderildikleri hurafelerine sarıldılar. (Türk ırkçı çevrelerinde hala bu teze inananlara rastlamak mümkündür.)

Akıl hocaları, böyle bir hikayenin bezerinin Tevrat ’ta ( İsrail oğullarının asil bir kavim olarak, allah tarafından kutsandığı yazılır) İsrail oğulları için söylendiğini hatırlatarak, Tevrat’ın tüm dünyada çok okunan ve tanınan kitap olmasından ötürü bu savların kabul görülebilme olasılığının bulunmadığını, yada çok çabuk çürütüleceğini söyleyerek, hurafenin yaygınlaştırılmasını önlemişler.

Gökten zembile indirildikleri hurafesi tutmayınca, ebedi şef olarak da bilinen M.Kemal tarafından para karşılığında tutulan ’’tarihçi’’, ’’ antropolg’’ ve ’’dilbilimci’’lerden oluşturulan bir gurup ’’Güneş dil teorisini’’ ortaya atarak, Sümerlerin, Türk olduğu safsatasıyla, yola çıkarak, Mısır, Asya ve Latin Amerikada kurulmuş olan tüm kültür ve medeniyetlerin,Türk medeniyetleri olduğunu iddia ettmişlerdir. (M.Kemal bu tezleri oluşturmakta çok çaba sarfeden, Meksika’ya kadar giderek araştırmalarda bulunan, Tahsin adlı kapıkulu’na, Mayatepek soyadını takmıştır).

Atatürk’ün öncülüğünde ve onun emirleriyle oluşturulan bu saçmalıklara, önce Kırallar vadisinde, kendisi için yaptırdığı lahitte, mumyalanmış olarak yatan Mısır fıravunu Thutmosis başını kaldırarak kah…kah… kah.. diyerek kahkayayı savurmuş sonra, Meksikada kurulmuş Aztek imparatorluğunun kralı Motecuhzoma en sonunda da Ankara kalesinin burçlarına kurdukları yuvalarda yaşayan kargalar gülmüşler.

Hayal ve yalana dayalı masal üretmekte sınır tanımıyan Türk ırkçılığı, 2.Dünya savaşında, Alman ve İtalyan faşizmlerinden etkilenerek, baş aktörleri Nihal Atsız, A.Türkeş gibi turancı faşistler tarafından yeni komedileri sahneye koymakta hiç gecikmemişler.


Roma mitolojisindeki Romus ve Romulus kardeşleri emziren dişi kurt’ tan esinlenerek, Türk’ü Ergenekondan çıkartacak bir bozkurt masalı uydurmuşlar. Ergenekon ve bozkurt masalı özellikle Balkan, Kafkas ve Kırımdan, Türkiyeye ithal edilen cahil Türk kitleleri tarafından savunulmuş, desteklenmiştir. Bu hurafeler milli eğitim programlarına alınmış ve ders kitaplarında bile okutulmuştur.( Yazıyı kaleme aldığım 27-08-2005 yılında bile bu hurafeye inanan Türklerin sayısı az değildir.)

Bu gün devlet tarafından ortaya atılan ve tüm Türk toplumu tarafından savunulan ve ’’üst kültür’’, ’’üst kimlik’’ savları yıllardan beridir yürürlükte olan kültür emperyalizminin, adı değişilerek uygulanmasından başka bir şey değildir.

Kültür emperyalizmi; bir milletin kendi kültür değerlerini diğer kültürlerden üstün görerek, gelişip, yagınlaştırılmasını sağlarken, diğer kültürlerin gelişip, sepilmesini önleyerek yok olmalarını hızlandırmaktır.

Daha 1926 yılında toplanan Türk ocakları kongresinde Kürtçenin yasaklanması tartışmaları yapılmış bununla yetinmeyen Afyon delegesi İzzet Ulvi, Çerkezlerin ve Arnavutların milli elbise giymemesi ve milli dillerinin yasaklanması önerisini meclise sunmuştur. 1926 yılında Mecliste bulunan, Şakir Turgut adındaki faşist bir milletvekili,Türkçe'den başka diller de konuşan herkesin cezalandırılmasını ortaya atmış ve bu tasarı daha sonradan Kürtçe konuşan vatandaşlardan para cezası alınarak uygulanmıştır.

Yukarda belitiğimiz ırkçı hurafelerin etkisiyle, diğer miletlere uyguladığı asimilasyon siyasetiyle, AB giden yoldaki engelleri ortadan kaldırmak için yapmak zorunda olduğu reformları sulandırmaya çalışıyor.

İlerde muhtemelen kurulabilecek özel tv ve radyoların önünü alabilmek için tüm kurum ve organlar seferber edilmiş. Türkler ve çocukları için yayın yapan kurumlara sınırsız imtiyaz ve olanakları yaratan devlet, Kürtlerin ve diğer azınlıkların yayın faaliyetlerini mümkün olduğunca kısıtlamaya çalışıyor. RTÜK’ün (Radyo, Televizyon, Üst Kurulu) son açıklamalarına bakılırsa, radyo ve tv yayınları yapmak için başvuran kurum ve kuruluşların çocuk programları yapmama konusunda teminat vermeleri gerektiğini belirtiyor. BM çocuk hakları bildirgesinde güvence altına alınan gençlerin ve cocukların haklarını ayaklar altına alarak, vahşice bir ayrımcılık uygulamaysına yöneliyor.

Çerkez, Laz, Abaza, Boşnak, Arnavut ve Kürtlerden toplanan vergi paralarını Türkler’e ve Türk çocuklarına program yapan sayısız, TRT kanallarına pompalayan Türk devleti, bu azınlık ve milletlerin olanaklarıyla, onların dil ve kültürlerini asimile ediyor. Deyim yerindeyse bu milletler kendi varlıklarına kasteden cellatların maaş ve iaşesini de yine kendileri sağlıyorlar.

Türklerin, diğer azınlıklardan çalıp, çırparak oluşturmağa çalıştığı kültür’ü zor ve baskılarla diğer milletlere üst kültür gibi sunması desteklenecek bir durum olamaz. (Laz’ın Horon’u, Kürdün Koçeri’si, Çerkezin Kazaskas’ı, Arap Oriantal dansını.) Türk’ün folkloru olarak gösterme kapazanlığı kimseye yutturulamaz.

Türk kimliği ırka dayalı bir kimlik değil demogojisiyle yapılmak istenen; öz kimlikleri, kültürleri ve dillerini geliştirerek yaşama uğraşında olan Kürt halkını, Laz, Gürcü, Boşnak, Arap, Çerkez, Arnavut, Süryani v.b.azınlıkları, Balkanlardan, Kırımdan, Kafkaslardan getirilen, Türk kitlelerinin yedeğine almaya çalışmak ve türklükle hiç ilgisi olmayan azınlıkların ve Kürt halkının varlıklarını ortadan kaldırmaktan başka birşey değildir.

’’Üst kimlik’’, ’’Üst kültür’’ gibi masallara Çerkez, Abaza, Arap, Süryani, Boşnak, Gürcü, Laz v. b azınlıkların cevabı nasıl olur bilemiyorum ama özgürlüğünü herşeyden üstün tutan Kürtler, her yerde, her zaman, kendi üst kimliği ile doğar ve kendi üst kültürüyle yaşar ve kendi üst kimlikleriyle ölürler.

Doğu Roma İmparatorluğunu, Safavileri, Osmanlı İmparatorluğunu, Arap yayılmacılığının en vahşisini görüp tarihin derinliklerine gönderen mazlum ve dirençli Kürtler, Kemalist diktatörlüğüde görüp geçirecektir. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın.


Battal Aziz

WELAT
Sun 24 June 2007, 11:50 pm GMT +0300
                   Türklerin yayılmacı ve saldırgan politikası üzerine

Dünyada bazı kavimler ve milletler vardır ki, dünya ne kadar gelişirse gelişsin, insanlık ne kadar ilerlerse ilerlesin, onlar hep eskiyi, geçmişi yaşarlar. İnsanlığın gelişmesi, evrenselleşme çağdaşlaşma diye bu tür toplulukların bir sorunları ve dertleri yoktur. Dolayısı ile böyle toplulukların milletlerin üretime, bilime, edebiyata ve sanatta katkı sunmak, kültürel değerler yaratmak, çağı yakalamak diye bir dertleride yoktur. Onlar yalnız ve yalnız başkasının üretiklerine nasıl konarım, başkasının ülkesini, değerlerini nasıl talan ederimin hep hesabını yaparlar. Giderek bu anlayış tarihsel süreç içerisinde o topluluğun bir yaşama biçimi, ruhi şekillenme birliğine, doğal kültürüne dönüşüyor. Bu tür topluluklar ve milletler hep geçmişi yaşadıkları için, başkasının ülkesini nasıl talan ettiklerini, başka halkları nasıl kılıç zoruyla yendiklerini, nasıl katliamdan geçirdiklerini, kendi tarihinin övgü kaynağı olarak anarlar, devşirme genç nesillerine masalsı bir kahramanlık destanı olarak enjekte ederler. Çinlilerin bundan iki bin yıl önce orta Asyada bu kavimlerin ve onların kuzenlerinin barbar saldırılarına karşı kendisini savunmak için dünyanın en harikaları arasından sayılan on bin kilometre uzunluğundaki surların inşasını, kendilerine bir paye çıkarıp övgü kaynağı olarak sunarlar. Halbuki nasıl bir bahcıvan evcilleşmemiş vahşi hayvanlardan bahçesini korumak için çevresini çitliyorsa, Çinlilerde kendi ülkelerini bu barbar saldırılardan korumak için böyle insani bir deha yaratmışlardır. Viyana kapılarına ve cebelitarık boğazına, Yemene kadar gidişlerini, oraya kadar olan ülkeleri talan etmelerini, halklarını kılıçdan geçirmelerini kendi tarihlerinin bir övgü kaynağı olarak verirler. Düşmanı nasıl denize döktüklerini,1,5 milyon Ermeni katliamını övgü olarak değinmeleri, bazende savaştık ve yendik demeleri insanlığa ve tarihe bakış açılarını sergiliyor. "Ne mutlu Türküm diyene" ırkçı ifadesi bu tarihsel sürecin ürünüdür ve Türkler bu tarihi süreçde mutluluk duyuyorlar. Her yerinden kalkan Türk "Adriyatik denizinden Çin seddine kadar" olan sahayı yukardaki argumanlardan dolayı kendi nüfus alanları olarak sunmaları bu yayılmacı ve emperial anlayışın ürünüdür. Çinliler bu toplulukların barbar saldırılarına karşı on bin km uzunluğunda ki harika surlar inşa etmişler, ancak Anadolunun ve Kürdistan'ın kadim halkları böyle bir deha yaratamamışlar ve ondandırki yıllardır diğer komşu halklarla beraber cezasını çekiyorlar. Bağımsızlığı için mücadele eden halkları ise "arkadan hancerlendik", "ihanete ugradık","hainlik yaptılar", gibi suçlamaları yavuz hırsız ev sahibini bastırır misalindendir.
Yunanlılar 130 Küsür senedir kendi bağımsızlıklarını elde ettikleri halde, halen Türklerin tehditinden kurtulamamışlar. Ermeniler1,5 milliyon kurban verdikleri halde, Ermeni devleti Türklerin tehtidi altında varlığını sürdürüyor. Kıbrısın hali ortadadır.

Hergün Türk medyasında benzer görüntüleri görmek mümkün. Ancak geçenlerde Türk ve Yunan milli takımları uluslararası bir maç yaptılar ve Türklerin macı 4-1 kazanması şöven duygularını şahlandırdı. Olan sadece uluslararası bir maçtı ve nedeni uluslararası barışı ve dostluğu pekiştirmektir. Ancak karşı taraf yunan milli takımı olunca, Türklerin maça bakışı ve durumu algılaması hiçte öyle olmadı. Sanki Türkler Yunanistanı yeniden işgal etmiş gibi algıladılar ve öyle olaya baktılar. Nitekim tamda buna uygun birde klip yaptılar. Türk Tv. lerinde yayınlanan Wapmatix klip aynen şöyle; 4-1 skor eşliğinde Türklerin savaş marşı mehter takımı çalıyor, At sırtındaki Türk orduları kılıçlarını kuşanmış Yunanistana saldırıyorlar ve işal ediyorlar. Bir tepeye Türk bayrağını dikiyorlar. Gayesi uluslararası dostluğu pekiştirmek olan maç, mehter marşı eşliğinde savaşa dönüşüyor ve Yunanistan feth ediliyor. Zaten Türklerin dostlukdan anladığıda bundan başka birşey değildir. En son yapılan araştırmalarda Türklerin en çok okuduğu kitap Hitlerin kavgam kitapı, şu çılgın Türkler, Kurtlar vadisi dizileri seyretmek degilmidir?. Böyle ruh haline sahip bir toplumla bir arada olmanın, yanyana yaşamanın ne kadar riskli olduğu biliniyor. Sahi yine 40 bin gencimizi kurban veririz ve Atinayıda alırız diyen İstanbul üniveristesinin o ünlü Rektörlerinden Kemal Alemdaroğlu degil miydi? Bilim adamı etiketli birileri böyle düşünüyorsa o toplumun normal vatandaşlarından ne beklenilir ki?

130 senedir bağımsızlığını elde etmiş Yunanistan halen Türklerin tehtidi aldında yaşıyorsa, bu demektirki bağımsızığımızı aldıkdan sonrada biz Kürdler yıllarca Türklerin tehtidi altında olacağız. Ancak Kürd ulusuda bu tehtid algılamasını ciddiye alarak kendi devletini, kurumlarını, askeri gücünü, İsrail devletin benzeri heran savaş olacakmış gibi hazırlıklı olması gerekir. Güçlü ve modern bir devlet örgütlenmesine, modern askeri teknolojiye sahip olmak zorunda. Herşeydenden önce geçmişdeki bazı ayrılık pürüzlerin ortadan kaldırılması gerekir ve çağdaş anlamda güçlü bir ulusal birliğin oluşturulması zorunludur.

Halen atalarımız Viyana kapılarına kadar gitmiş bir milletin torunlarıyız diye gururlanmıyorlar mı ? Böyle sivilazisiyondan uzak ehlileşmemiş bir toplumun dünyanın başına neler getirebileceğini insan düşünmek bile istemiyor. Geçmişte yaptığı katliamlar, soykırımlar zaten ortadadır. Bu barbar kültürün tarihsel süreçdeki izlerinden değilmidirki, halen İtalyanlar çocuklarını korkutmak için "sus bak Türkler geliyor" diye öcü olarak gösteriliyor. Bundan değilmidir ki Avrupa genelinde barbarlık kavramı Türklükle eşanlamlı olarak bir çok yerde kulanılyor. Sivilleşme ve çağdaşlaşmaya karşı ayak direten Türkleri, Almanya'ya getirmekle tarihi hata yaptıklarını Almanya başbakanı Helmud Schmidt der Spiegel dergisine verdiği bir mulaakata söylemişti. Türklerin yerine uzak asyada bir halkı getirmiş olasaydık şimdiye kadar çoktan bize uyum sağlamışlardır diyor. Türkleri Almanya'ya getirmekle hatta etiklerini söylüyor.

Ancak dünya eski dünya değildir. Bilim, teknik ve çağdaşlaşma dünyayı başka yöne götürüyor ve insanlığın sivilleşmesini daha ileri düzeylere taşıyor. Çağdaşlaşan, sivileşen dünya eski orta çağ değerlerden kendini koparıyor ve yeni insani değerlerle tanışıyor. İnsan haklarına saygı gösteren, insanlığa karşı işlenmiş suçları red eden, kendi komşusu ile birçok şeyi paylaşan bir dünyaya doğru gidiyoruz. Ulusların kendi kaderlerinin tayın hakına saygılı, kan dökmeden, zor kullanmadan demokratik usullerle birbirlerinden ayrılan (çekler ve slovaklardan olduğu gibi) veya birleşen daha özgür bir dünyaya doğru gidiyoruz. İnsanlık suçu işleyen savaş suçluları ve soykırım yapanlar artık uluslararası mahkemelerden yargılanıyorlar. Onun için herkes kendi tarihi ile hesaplaşıyor. Geçmişde başka halklara karşı yapmış olduğu soykırımlarla hesaplaşıyor, eleştiriyor, lanetliyor ve hatta onu öven tavırları beyanatları suç sayıyor ve yargılıyor. Bu anlayış giderek dünyanın ortak tutumuna dönüşüyor. Onun için BM de bu yönde sık sık kararlar çıkarılıyor. Dünyada soykırım artık bir suçtur. Bu gün Almanya'da yahudilere yapılan soykırımı övmek suçtur ve bunu kendi yasalarına koymuş. Almanlar her yönü ile yasalarda, eğitimde, basında, siyasette, edebiyatta çok hasas davranıyorlar, çaba harcıyor ve utanc verici bu geçmişi ile hesablaşıyorlar. Bu tutum Almanları uluslararası alanda kücültmüyor, tam tersine büyütüyor itibar kazandırıyor. Günümüzde çağdaş hiç bir halk geçmişde yaptığı bir soykırımla övünmüyor, geçmişde yaptığı savaşları talanları red ediyor. Günümüz insanın istikameti bu yöndedir. Onun içindir ki Avrupa ülkeleri birbirleri ile yaptıkları savaşları kınıyorlar. Bunları kendilerine övgü kaynağı yapmıyorlar. Avrupa halklarının bu tutumları onların birbirlerine karşı olan önyargılarını ortadan kaldırıyor ve birbirlerine daha güvenle yaklaşmalarını sağlıyor. Onun içindir ki kendi aralarındaki sınırları hiç teredtüd etmeden ortadan kaldırabiliyorlar.

Yukarda izah edilenleri Türklerde görmek mümkün mü? Türklerde kendi tarihlerinde yaptıkları soykırımları ve utanç verici tarihi geçmişleriyle hesaplaşıyorlar mı? Anadoluyu ve Kürdistanı katliamlar mezarına çeviren bu ruh hali, halen o barbar tutumunda ısrar ediyor. Yeni talanlara, katliamlara girişmek istiyor. Bunun için hazırlıklar yapıyor. Kendi tarihi ile hesaplaşmayan, yaptığı soykırımları kabullenmeyen bir zihniyetin aynı şeyi yapmıyacağınının garantisi nedir? ve nitekim Kürdistan'da aynı katliamcı zihyniyetini sürdürüyor. G.Kürdistan'a karşı tutumu, yeni savaş naraları, Kıbrıs ve diğer komşu ülkelerine karşı düşmanca tutumu bu yayılmacı politikanın izahıdır. Türklerin bir özdeyişi haline gelen "Türkün Türkten başka dostu yoktur" ifadesi bu ruhi şekillenmenin dışa yansımasıdır. Sen kimseyi dost olarak görmesen, kimsede seni dost olarak görmez. Sen kendi kanlı soykırımcı tarihinle, diğer çağdaş halkların yaptığı gibi hesaplaşmazsan, aynısını halen sürdürüsen çağdaş dünya halklarının arasından yerin olmaz. Diğer dünya halkları böyle yayılmacı, katliamcı bir anlayışı kendisi için risk sayar ve gereken tedbirleri almak zorundan kalır. Çünkü böyle talancı yayılmacı bir yapı geleçekte dünya halklarının başına bela olur ve dünya için bir risktir. Dünya milletleri böyle bir riski taşıyamaz. Böyle bir tehtidi bertaraf etmek için tedbirler alır, girişimlerde bulunur. Bu tür girişimlerin tarihde örnekleri vardır. Hittler Almanyasının, Musolini italyasının ve en son Taliban rejimin, Saddamın ve Sırbların başına gelenler ortadadır.

Kürtlerin böyle barbar bir milletle bir arada yanyana olması tarihi bir şansızlıktır. Bunu yazarken bazıları genellemeden dolayı eleştirebilirler. Ancak son yıllarda Kürdistan'da ve Anadoludaki toplu linç girişimleri, toplu yakmalar, insan boğazlanmaları ve hunharca katliamları yapanlar hangi zihniyetin insanlarıdırlar. Son dönemlerdeki Hittlervari bayrak ve Atatürk posterli kitlesel yürüyüşler hangi faşist zihniyetin kitlesel yansımasıdır?
Sömürgeci Türk devletinin G.Kürdistana karşı yayılmacı, talancı tutumu son dönemlerde doruklara çıkmış durumdadır. G.Kürdistana saldırmak için her türlü provakasiyondan çekinmiyor ve uluslararası yasaları hiçe sayıyor ve dünya kamuoyunun tepkilerine kulaklarını kapatmışlar. Anlaşılan Türkler Kürdlere karşı yarı kalmış olan son kozlarını paylaşmak istiyorlar. Ancak bu durum karşısından her Kürdün, ölüm kalım günüdür diyerek, parça, din, mezhep, sınıf, politika farkı yapmaksızın kendi şahsına yönelik bir saldırıymış gibi algılaması gerekir ve her türlü yöntemle karşı koymalıdır. Olası bu savaşın Türkiye'nin heryerine yayılması gerekir. Böyle bir savaşda sınırlar fiili olarak ortada kalkacağı için güney ile kuzeyin birleşmesi ve ortak merkezi Kürdistan devletinin doğuşunu sağlıyacaktır. Kürdlerin her türlü olası gelişmeye hazırlıklı olmak zorundadır .
Artık Kürd ulusu her dönem şunu çok iyi hesaplaması gerekir; Herzaman devletim ve ulusum tehtid altındaymış gibi devletini, silahlı gücünü ona göre örgütlemesi ve donatması gerekir. Aynen İsrail devleti gibi her an savaş olacakmış gibi, güçlü bir askeri yapıya sahip olmak zorundadır. Her tehtid ve risk altında olan milletlerin en tabi savunma hakkıdıdır. Kürdistanı kendi aralarında parçalamış olan sömürgeci devletlerin en son tutumları bize bunu ögretiyor. Bazen insan bir çok şeyi kendi düşmanından da öğrenir.

Rucan Keleş

okanoksak
Sun 24 June 2007, 11:57 pm GMT +0300
                   Türklerin yayılmacı ve saldırgan politikası üzerine

Dünyada bazı kavimler ve milletler vardır ki, dünya ne kadar gelişirse gelişsin, insanlık ne kadar ilerlerse ilerlesin, onlar hep eskiyi, geçmişi yaşarlar. İnsanlığın gelişmesi, evrenselleşme çağdaşlaşma diye bu tür toplulukların bir sorunları ve dertleri yoktur. Dolayısı ile böyle toplulukların milletlerin üretime, bilime, edebiyata ve sanatta katkı sunmak, kültürel değerler yaratmak, çağı yakalamak diye bir dertleride yoktur. Onlar yalnız ve yalnız başkasının üretiklerine nasıl konarım, başkasının ülkesini, değerlerini nasıl talan ederimin hep hesabını yaparlar. Giderek bu anlayış tarihsel süreç içerisinde o topluluğun bir yaşama biçimi, ruhi şekillenme birliğine, doğal kültürüne dönüşüyor. Bu tür topluluklar ve milletler hep geçmişi yaşadıkları için, başkasının ülkesini nasıl talan ettiklerini, başka halkları nasıl kılıç zoruyla yendiklerini, nasıl katliamdan geçirdiklerini, kendi tarihinin övgü kaynağı olarak anarlar, devşirme genç nesillerine masalsı bir kahramanlık destanı olarak enjekte ederler. Çinlilerin bundan iki bin yıl önce orta Asyada bu kavimlerin ve onların kuzenlerinin barbar saldırılarına karşı kendisini savunmak için dünyanın en harikaları arasından sayılan on bin kilometre uzunluğundaki surların inşasını, kendilerine bir paye çıkarıp övgü kaynağı olarak sunarlar. Halbuki nasıl bir bahcıvan evcilleşmemiş vahşi hayvanlardan bahçesini korumak için çevresini çitliyorsa, Çinlilerde kendi ülkelerini bu barbar saldırılardan korumak için böyle insani bir deha yaratmışlardır. Viyana kapılarına ve cebelitarık boğazına, Yemene kadar gidişlerini, oraya kadar olan ülkeleri talan etmelerini, halklarını kılıçdan geçirmelerini kendi tarihlerinin bir övgü kaynağı olarak verirler.
Dünyada en savaşçı millet Türklerdir welat .
ve şunu da unutma her Türk asker doğar.
bunun farkında olman lazım.
savaşçılıkta üstün
tarihte üstün
karaklterde ve herşeyde üstün olan bu kavme saygı duyulması gerekir.
(duymasan da olur.istersen duyma...sen bilirsin... sınırda DEV TÜRK BAYRAĞI ASTILAR GECE GÜNDÜZ AYDINLATIYORLAR  diyenler de sizinkiler. daha bayraktan gönderden korkan insan karşısında askeri görünce ne yapacak merak ediyorum doğrusu)

yaman
Mon 25 June 2007, 12:07 am GMT +0300
Türk’ler, Gökten zembil’le mi inmiş ?

 Son günlerde, Türklerin koro halinde, hazin ve inliyerek söyledikleri ’’üst kimlik’’, ’’üst kültür’’ nağmeleri basın ve medya organlarında yankılanıyor. Yıllardır seyretmekten bıktığımız komedi dizisine yeni bir perde (bölüm) daha eklenecek galiba.

80 Yıldır sürdürdükleri kültür emperyalizmi ile kendi kimlik ve kültürlerini ’’garanti’’ altına alan Türkler, şimdi öz topraklarında bin yıllardan beridir yaşıyan, diğer halk ve milliyetleri küçümsemeye başladılar. Her şey Türk içindir mantığıyla hareket eden devlet, aşağılık komplesiyle, Türkiyede yaşıyan diğer millet ve milliyetlere ayrımcılık yaparak azınlık kültür ve kimliklerine yukardan bakıyor.

Türkler, tarihte bir kaç kez, hayal güçlerini zorlayarak kendilerinin, tanrı tarafından Gökten zembil’le indirilmiş bir millet olduklarını, hiddetle yada zora dayanarak, başkalarına kabullendirmeye çalıştılar.

Bir dönem, Orhun anıtlarında adı geçen, Gök ve Türk kelimelerinden hareketle, Türk kaviminin Gökten, Tanrı tarafından kutsanarak gönderildikleri hurafelerine sarıldılar. (Türk ırkçı çevrelerinde hala bu teze inananlara rastlamak mümkündür.)

Akıl hocaları, böyle bir hikayenin bezerinin Tevrat ’ta ( İsrail oğullarının asil bir kavim olarak, allah tarafından kutsandığı yazılır) İsrail oğulları için söylendiğini hatırlatarak, Tevrat’ın tüm dünyada çok okunan ve tanınan kitap olmasından ötürü bu savların kabul görülebilme olasılığının bulunmadığını, yada çok çabuk çürütüleceğini söyleyerek, hurafenin yaygınlaştırılmasını önlemişler.

Gökten zembile indirildikleri hurafesi tutmayınca, ebedi şef olarak da bilinen M.Kemal tarafından para karşılığında tutulan ’’tarihçi’’, ’’ antropolg’’ ve ’’dilbilimci’’lerden oluşturulan bir gurup ’’Güneş dil teorisini’’ ortaya atarak, Sümerlerin, Türk olduğu safsatasıyla, yola çıkarak, Mısır, Asya ve Latin Amerikada kurulmuş olan tüm kültür ve medeniyetlerin,Türk medeniyetleri olduğunu iddia ettmişlerdir. (M.Kemal bu tezleri oluşturmakta çok çaba sarfeden, Meksika’ya kadar giderek araştırmalarda bulunan, Tahsin adlı kapıkulu’na, Mayatepek soyadını takmıştır).

Atatürk’ün öncülüğünde ve onun emirleriyle oluşturulan bu saçmalıklara, önce Kırallar vadisinde, kendisi için yaptırdığı lahitte, mumyalanmış olarak yatan Mısır fıravunu Thutmosis başını kaldırarak kah…kah… kah.. diyerek kahkayayı savurmuş sonra, Meksikada kurulmuş Aztek imparatorluğunun kralı Motecuhzoma en sonunda da Ankara kalesinin burçlarına kurdukları yuvalarda yaşayan kargalar gülmüşler.

Hayal ve yalana dayalı masal üretmekte sınır tanımıyan Türk ırkçılığı, 2.Dünya savaşında, Alman ve İtalyan faşizmlerinden etkilenerek, baş aktörleri Nihal Atsız, A.Türkeş gibi turancı faşistler tarafından yeni komedileri sahneye koymakta hiç gecikmemişler.


Roma mitolojisindeki Romus ve Romulus kardeşleri emziren dişi kurt’ tan esinlenerek, Türk’ü Ergenekondan çıkartacak bir bozkurt masalı uydurmuşlar. Ergenekon ve bozkurt masalı özellikle Balkan, Kafkas ve Kırımdan, Türkiyeye ithal edilen cahil Türk kitleleri tarafından savunulmuş, desteklenmiştir. Bu hurafeler milli eğitim programlarına alınmış ve ders kitaplarında bile okutulmuştur.( Yazıyı kaleme aldığım 27-08-2005 yılında bile bu hurafeye inanan Türklerin sayısı az değildir.)

Bu gün devlet tarafından ortaya atılan ve tüm Türk toplumu tarafından savunulan ve ’’üst kültür’’, ’’üst kimlik’’ savları yıllardan beridir yürürlükte olan kültür emperyalizminin, adı değişilerek uygulanmasından başka bir şey değildir.

Kültür emperyalizmi; bir milletin kendi kültür değerlerini diğer kültürlerden üstün görerek, gelişip, yagınlaştırılmasını sağlarken, diğer kültürlerin gelişip, sepilmesini önleyerek yok olmalarını hızlandırmaktır.

Daha 1926 yılında toplanan Türk ocakları kongresinde Kürtçenin yasaklanması tartışmaları yapılmış bununla yetinmeyen Afyon delegesi İzzet Ulvi, Çerkezlerin ve Arnavutların milli elbise giymemesi ve milli dillerinin yasaklanması önerisini meclise sunmuştur. 1926 yılında Mecliste bulunan, Şakir Turgut adındaki faşist bir milletvekili,Türkçe'den başka diller de konuşan herkesin cezalandırılmasını ortaya atmış ve bu tasarı daha sonradan Kürtçe konuşan vatandaşlardan para cezası alınarak uygulanmıştır.

Yukarda belitiğimiz ırkçı hurafelerin etkisiyle, diğer miletlere uyguladığı asimilasyon siyasetiyle, AB giden yoldaki engelleri ortadan kaldırmak için yapmak zorunda olduğu reformları sulandırmaya çalışıyor.

İlerde muhtemelen kurulabilecek özel tv ve radyoların önünü alabilmek için tüm kurum ve organlar seferber edilmiş. Türkler ve çocukları için yayın yapan kurumlara sınırsız imtiyaz ve olanakları yaratan devlet, Kürtlerin ve diğer azınlıkların yayın faaliyetlerini mümkün olduğunca kısıtlamaya çalışıyor. RTÜK’ün (Radyo, Televizyon, Üst Kurulu) son açıklamalarına bakılırsa, radyo ve tv yayınları yapmak için başvuran kurum ve kuruluşların çocuk programları yapmama konusunda teminat vermeleri gerektiğini belirtiyor. BM çocuk hakları bildirgesinde güvence altına alınan gençlerin ve cocukların haklarını ayaklar altına alarak, vahşice bir ayrımcılık uygulamaysına yöneliyor.

Çerkez, Laz, Abaza, Boşnak, Arnavut ve Kürtlerden toplanan vergi paralarını Türkler’e ve Türk çocuklarına program yapan sayısız, TRT kanallarına pompalayan Türk devleti, bu azınlık ve milletlerin olanaklarıyla, onların dil ve kültürlerini asimile ediyor. Deyim yerindeyse bu milletler kendi varlıklarına kasteden cellatların maaş ve iaşesini de yine kendileri sağlıyorlar.

Türklerin, diğer azınlıklardan çalıp, çırparak oluşturmağa çalıştığı kültür’ü zor ve baskılarla diğer milletlere üst kültür gibi sunması desteklenecek bir durum olamaz. (Laz’ın Horon’u, Kürdün Koçeri’si, Çerkezin Kazaskas’ı, Arap Oriantal dansını.) Türk’ün folkloru olarak gösterme kapazanlığı kimseye yutturulamaz.

Türk kimliği ırka dayalı bir kimlik değil demogojisiyle yapılmak istenen; öz kimlikleri, kültürleri ve dillerini geliştirerek yaşama uğraşında olan Kürt halkını, Laz, Gürcü, Boşnak, Arap, Çerkez, Arnavut, Süryani v.b.azınlıkları, Balkanlardan, Kırımdan, Kafkaslardan getirilen, Türk kitlelerinin yedeğine almaya çalışmak ve türklükle hiç ilgisi olmayan azınlıkların ve Kürt halkının varlıklarını ortadan kaldırmaktan başka birşey değildir.

’’Üst kimlik’’, ’’Üst kültür’’ gibi masallara Çerkez, Abaza, Arap, Süryani, Boşnak, Gürcü, Laz v. b azınlıkların cevabı nasıl olur bilemiyorum ama özgürlüğünü herşeyden üstün tutan Kürtler, her yerde, her zaman, kendi üst kimliği ile doğar ve kendi üst kültürüyle yaşar ve kendi üst kimlikleriyle ölürler.

Doğu Roma İmparatorluğunu, Safavileri, Osmanlı İmparatorluğunu, Arap yayılmacılığının en vahşisini görüp tarihin derinliklerine gönderen mazlum ve dirençli Kürtler, Kemalist diktatörlüğüde görüp geçirecektir. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın.


Battal Aziz

acaba şu dünyada kürtler kadar cahil kaba barbar bir millet varmı öyle asılsız saçma sapan konuşuyorsunuzki bizim öz destanımızı bile çaldığımızı iddia ediyorsunuz doğu romayı ,osmanlıyı,safavileri siz yıktınız ha bravo valla ulan siz kimsinizki dağda mağarada yaşıyan dağlılar koskoca imparatorluk çökertiyo vay be m.kemalin ne diktatörlüğünü gördünüz lan köpekler biz faşistsekte tarihimizi unutmadık size insan gibi yaşama fırsatını m.kemal verdi ki siz hiç haketmediğiniz halde

okanoksak
Mon 25 June 2007, 12:11 am GMT +0300
                   Türklerin yayılmacı ve saldırgan politikası üzerine

Yunanlılar 130 Küsür senedir kendi bağımsızlıklarını elde ettikleri halde, halen Türklerin tehditinden kurtulamamışlar. Ermeniler1,5 milliyon kurban verdikleri halde, Ermeni devleti Türklerin tehtidi altında varlığını sürdürüyor. Kıbrısın hali ortadadır.



Hiçbir ülke hiçbir devlet Türk tehdidinden kurtulamaz.
şunu unutmaki gerek ABD nin gerek Rusyanın Gerek İranın ve diğer devletlerin tek büyük engeli vardırki o da Türkler dir.
Ermeniler 1.5 kurban verdiler ha...
yahu açılan toplu mezarlarda bizimkilerin cesetleri çıkıyor. Ermeniler inki nerede?
Ermeni devleti elbetteki Türkün tehdidinde yaşayacaktır tutumuna dikkat etmediği sürece.
eğerki Soykırım safsatalarını bitirir düşmanlığı ortadan kaldırır karabapğ sorununu çözerse bizler Ermeniler le olan olumsuz geçmişimizi unuturuz.
Türkiye Cumhuriyetine yukjleniyorsun o kadar peki Ermenilerin Gürcistanla alıp veremedikleri ne?
cevahatide Gürcü hükümetine kabadayılık yapıyorlar. Gürcülerle araları bozuk. Azeriler desen karabağ işgal altında.
ama unutmaki dostum laçin bölgesini ermeniler artık boşaltıyor. Cünkü buraya zorla yerleştirilen ermenileri emperyalist batı besliyordu. avrupa pes etti onları beslemeye. artık bırakıp gidiyorlar. Türkiye daha da sertleşirse ne olur merak ediyorum
azerbaycan ermenistana savaş açması an meselesi.
Türk Ordusundan sıkı şekilde eğitim alan subayları var artık.

kıbrıs ın işgal edildiğini savunanlardansın rengin ortya çıktı sosyalist bir fraksiyonun düşünce sistemindensin.
sosyalist olmana bir şey demiyorum. olabilirsin. saygılıyız.
oraya müdahale edilmeseydi ordaki turk varlıgı bitecekti.
bu kesinlikle istenmeye bir hadisedir.
buna ben de dahil kimse musaade etmez.
Türke kalkan el mutlaka kurutulur.
sen ve sizinkiler de Türke el kaldırırsa sizinkiler de kurutulur.
bunu unutma...
Türke saygı duymayan ihanet eden kişi mutlaka belasını bir şekilde bulur.

yaman
Mon 25 June 2007, 12:12 am GMT +0300
                   Türklerin yayılmacı ve saldırgan politikası üzerine

Dünyada bazı kavimler ve milletler vardır ki, dünya ne kadar gelişirse gelişsin, insanlık ne kadar ilerlerse ilerlesin, onlar hep eskiyi, geçmişi yaşarlar. İnsanlığın gelişmesi, evrenselleşme çağdaşlaşma diye bu tür toplulukların bir sorunları ve dertleri yoktur. Dolayısı ile böyle toplulukların milletlerin üretime, bilime, edebiyata ve sanatta katkı sunmak, kültürel değerler yaratmak, çağı yakalamak diye bir dertleride yoktur. Onlar yalnız ve yalnız başkasının üretiklerine nasıl konarım, başkasının ülkesini, değerlerini nasıl talan ederimin hep hesabını yaparlar. Giderek bu anlayış tarihsel süreç içerisinde o topluluğun bir yaşama biçimi, ruhi şekillenme birliğine, doğal kültürüne dönüşüyor. Bu tür topluluklar ve milletler hep geçmişi yaşadıkları için, başkasının ülkesini nasıl talan ettiklerini, başka halkları nasıl kılıç zoruyla yendiklerini, nasıl katliamdan geçirdiklerini, kendi tarihinin övgü kaynağı olarak anarlar, devşirme genç nesillerine masalsı bir kahramanlık destanı olarak enjekte ederler. Çinlilerin bundan iki bin yıl önce orta Asyada bu kavimlerin ve onların kuzenlerinin barbar saldırılarına karşı kendisini savunmak için dünyanın en harikaları arasından sayılan on bin kilometre uzunluğundaki surların inşasını, kendilerine bir paye çıkarıp övgü kaynağı olarak sunarlar. Halbuki nasıl bir bahcıvan evcilleşmemiş vahşi hayvanlardan bahçesini korumak için çevresini çitliyorsa, Çinlilerde kendi ülkelerini bu barbar saldırılardan korumak için böyle insani bir deha yaratmışlardır. Viyana kapılarına ve cebelitarık boğazına, Yemene kadar gidişlerini, oraya kadar olan ülkeleri talan etmelerini, halklarını kılıçdan geçirmelerini kendi tarihlerinin bir övgü kaynağı olarak verirler. Düşmanı nasıl denize döktüklerini,1,5 milyon Ermeni katliamını övgü olarak değinmeleri, bazende savaştık ve yendik demeleri insanlığa ve tarihe bakış açılarını sergiliyor. "Ne mutlu Türküm diyene" ırkçı ifadesi bu tarihsel sürecin ürünüdür ve Türkler bu tarihi süreçde mutluluk duyuyorlar. Her yerinden kalkan Türk "Adriyatik denizinden Çin seddine kadar" olan sahayı yukardaki argumanlardan dolayı kendi nüfus alanları olarak sunmaları bu yayılmacı ve emperial anlayışın ürünüdür. Çinliler bu toplulukların barbar saldırılarına karşı on bin km uzunluğunda ki harika surlar inşa etmişler, ancak Anadolunun ve Kürdistan'ın kadim halkları böyle bir deha yaratamamışlar ve ondandırki yıllardır diğer komşu halklarla beraber cezasını çekiyorlar. Bağımsızlığı için mücadele eden halkları ise "arkadan hancerlendik", "ihanete ugradık","hainlik yaptılar", gibi suçlamaları yavuz hırsız ev sahibini bastırır misalindendir.
Yunanlılar 130 Küsür senedir kendi bağımsızlıklarını elde ettikleri halde, halen Türklerin tehditinden kurtulamamışlar. Ermeniler1,5 milliyon kurban verdikleri halde, Ermeni devleti Türklerin tehtidi altında varlığını sürdürüyor. Kıbrısın hali ortadadır.

Hergün Türk medyasında benzer görüntüleri görmek mümkün. Ancak geçenlerde Türk ve Yunan milli takımları uluslararası bir maç yaptılar ve Türklerin macı 4-1 kazanması şöven duygularını şahlandırdı. Olan sadece uluslararası bir maçtı ve nedeni uluslararası barışı ve dostluğu pekiştirmektir. Ancak karşı taraf yunan milli takımı olunca, Türklerin maça bakışı ve durumu algılaması hiçte öyle olmadı. Sanki Türkler Yunanistanı yeniden işgal etmiş gibi algıladılar ve öyle olaya baktılar. Nitekim tamda buna uygun birde klip yaptılar. Türk Tv. lerinde yayınlanan Wapmatix klip aynen şöyle; 4-1 skor eşliğinde Türklerin savaş marşı mehter takımı çalıyor, At sırtındaki Türk orduları kılıçlarını kuşanmış Yunanistana saldırıyorlar ve işal ediyorlar. Bir tepeye Türk bayrağını dikiyorlar. Gayesi uluslararası dostluğu pekiştirmek olan maç, mehter marşı eşliğinde savaşa dönüşüyor ve Yunanistan feth ediliyor. Zaten Türklerin dostlukdan anladığıda bundan başka birşey değildir. En son yapılan araştırmalarda Türklerin en çok okuduğu kitap Hitlerin kavgam kitapı, şu çılgın Türkler, Kurtlar vadisi dizileri seyretmek degilmidir?. Böyle ruh haline sahip bir toplumla bir arada olmanın, yanyana yaşamanın ne kadar riskli olduğu biliniyor. Sahi yine 40 bin gencimizi kurban veririz ve Atinayıda alırız diyen İstanbul üniveristesinin o ünlü Rektörlerinden Kemal Alemdaroğlu degil miydi? Bilim adamı etiketli birileri böyle düşünüyorsa o toplumun normal vatandaşlarından ne beklenilir ki?

130 senedir bağımsızlığını elde etmiş Yunanistan halen Türklerin tehtidi aldında yaşıyorsa, bu demektirki bağımsızığımızı aldıkdan sonrada biz Kürdler yıllarca Türklerin tehtidi altında olacağız. Ancak Kürd ulusuda bu tehtid algılamasını ciddiye alarak kendi devletini, kurumlarını, askeri gücünü, İsrail devletin benzeri heran savaş olacakmış gibi hazırlıklı olması gerekir. Güçlü ve modern bir devlet örgütlenmesine, modern askeri teknolojiye sahip olmak zorunda. Herşeydenden önce geçmişdeki bazı ayrılık pürüzlerin ortadan kaldırılması gerekir ve çağdaş anlamda güçlü bir ulusal birliğin oluşturulması zorunludur.

Halen atalarımız Viyana kapılarına kadar gitmiş bir milletin torunlarıyız diye gururlanmıyorlar mı ? Böyle sivilazisiyondan uzak ehlileşmemiş bir toplumun dünyanın başına neler getirebileceğini insan düşünmek bile istemiyor. Geçmişte yaptığı katliamlar, soykırımlar zaten ortadadır. Bu barbar kültürün tarihsel süreçdeki izlerinden değilmidirki, halen İtalyanlar çocuklarını korkutmak için "sus bak Türkler geliyor" diye öcü olarak gösteriliyor. Bundan değilmidir ki Avrupa genelinde barbarlık kavramı Türklükle eşanlamlı olarak bir çok yerde kulanılyor. Sivilleşme ve çağdaşlaşmaya karşı ayak direten Türkleri, Almanya'ya getirmekle tarihi hata yaptıklarını Almanya başbakanı Helmud Schmidt der Spiegel dergisine verdiği bir mulaakata söylemişti. Türklerin yerine uzak asyada bir halkı getirmiş olasaydık şimdiye kadar çoktan bize uyum sağlamışlardır diyor. Türkleri Almanya'ya getirmekle hatta etiklerini söylüyor.

Ancak dünya eski dünya değildir. Bilim, teknik ve çağdaşlaşma dünyayı başka yöne götürüyor ve insanlığın sivilleşmesini daha ileri düzeylere taşıyor. Çağdaşlaşan, sivileşen dünya eski orta çağ değerlerden kendini koparıyor ve yeni insani değerlerle tanışıyor. İnsan haklarına saygı gösteren, insanlığa karşı işlenmiş suçları red eden, kendi komşusu ile birçok şeyi paylaşan bir dünyaya doğru gidiyoruz. Ulusların kendi kaderlerinin tayın hakına saygılı, kan dökmeden, zor kullanmadan demokratik usullerle birbirlerinden ayrılan (çekler ve slovaklardan olduğu gibi) veya birleşen daha özgür bir dünyaya doğru gidiyoruz. İnsanlık suçu işleyen savaş suçluları ve soykırım yapanlar artık uluslararası mahkemelerden yargılanıyorlar. Onun için herkes kendi tarihi ile hesaplaşıyor. Geçmişde başka halklara karşı yapmış olduğu soykırımlarla hesaplaşıyor, eleştiriyor, lanetliyor ve hatta onu öven tavırları beyanatları suç sayıyor ve yargılıyor. Bu anlayış giderek dünyanın ortak tutumuna dönüşüyor. Onun için BM de bu yönde sık sık kararlar çıkarılıyor. Dünyada soykırım artık bir suçtur. Bu gün Almanya'da yahudilere yapılan soykırımı övmek suçtur ve bunu kendi yasalarına koymuş. Almanlar her yönü ile yasalarda, eğitimde, basında, siyasette, edebiyatta çok hasas davranıyorlar, çaba harcıyor ve utanc verici bu geçmişi ile hesablaşıyorlar. Bu tutum Almanları uluslararası alanda kücültmüyor, tam tersine büyütüyor itibar kazandırıyor. Günümüzde çağdaş hiç bir halk geçmişde yaptığı bir soykırımla övünmüyor, geçmişde yaptığı savaşları talanları red ediyor. Günümüz insanın istikameti bu yöndedir. Onun içindir ki Avrupa ülkeleri birbirleri ile yaptıkları savaşları kınıyorlar. Bunları kendilerine övgü kaynağı yapmıyorlar. Avrupa halklarının bu tutumları onların birbirlerine karşı olan önyargılarını ortadan kaldırıyor ve birbirlerine daha güvenle yaklaşmalarını sağlıyor. Onun içindir ki kendi aralarındaki sınırları hiç teredtüd etmeden ortadan kaldırabiliyorlar.

Yukarda izah edilenleri Türklerde görmek mümkün mü? Türklerde kendi tarihlerinde yaptıkları soykırımları ve utanç verici tarihi geçmişleriyle hesaplaşıyorlar mı? Anadoluyu ve Kürdistanı katliamlar mezarına çeviren bu ruh hali, halen o barbar tutumunda ısrar ediyor. Yeni talanlara, katliamlara girişmek istiyor. Bunun için hazırlıklar yapıyor. Kendi tarihi ile hesaplaşmayan, yaptığı soykırımları kabullenmeyen bir zihniyetin aynı şeyi yapmıyacağınının garantisi nedir? ve nitekim Kürdistan'da aynı katliamcı zihyniyetini sürdürüyor. G.Kürdistan'a karşı tutumu, yeni savaş naraları, Kıbrıs ve diğer komşu ülkelerine karşı düşmanca tutumu bu yayılmacı politikanın izahıdır. Türklerin bir özdeyişi haline gelen "Türkün Türkten başka dostu yoktur" ifadesi bu ruhi şekillenmenin dışa yansımasıdır. Sen kimseyi dost olarak görmesen, kimsede seni dost olarak görmez. Sen kendi kanlı soykırımcı tarihinle, diğer çağdaş halkların yaptığı gibi hesaplaşmazsan, aynısını halen sürdürüsen çağdaş dünya halklarının arasından yerin olmaz. Diğer dünya halkları böyle yayılmacı, katliamcı bir anlayışı kendisi için risk sayar ve gereken tedbirleri almak zorundan kalır. Çünkü böyle talancı yayılmacı bir yapı geleçekte dünya halklarının başına bela olur ve dünya için bir risktir. Dünya milletleri böyle bir riski taşıyamaz. Böyle bir tehtidi bertaraf etmek için tedbirler alır, girişimlerde bulunur. Bu tür girişimlerin tarihde örnekleri vardır. Hittler Almanyasının, Musolini italyasının ve en son Taliban rejimin, Saddamın ve Sırbların başına gelenler ortadadır.

Kürtlerin böyle barbar bir milletle bir arada yanyana olması tarihi bir şansızlıktır. Bunu yazarken bazıları genellemeden dolayı eleştirebilirler. Ancak son yıllarda Kürdistan'da ve Anadoludaki toplu linç girişimleri, toplu yakmalar, insan boğazlanmaları ve hunharca katliamları yapanlar hangi zihniyetin insanlarıdırlar. Son dönemlerdeki Hittlervari bayrak ve Atatürk posterli kitlesel yürüyüşler hangi faşist zihniyetin kitlesel yansımasıdır?
Sömürgeci Türk devletinin G.Kürdistana karşı yayılmacı, talancı tutumu son dönemlerde doruklara çıkmış durumdadır. G.Kürdistana saldırmak için her türlü provakasiyondan çekinmiyor ve uluslararası yasaları hiçe sayıyor ve dünya kamuoyunun tepkilerine kulaklarını kapatmışlar. Anlaşılan Türkler Kürdlere karşı yarı kalmış olan son kozlarını paylaşmak istiyorlar. Ancak bu durum karşısından her Kürdün, ölüm kalım günüdür diyerek, parça, din, mezhep, sınıf, politika farkı yapmaksızın kendi şahsına yönelik bir saldırıymış gibi algılaması gerekir ve her türlü yöntemle karşı koymalıdır. Olası bu savaşın Türkiye'nin heryerine yayılması gerekir. Böyle bir savaşda sınırlar fiili olarak ortada kalkacağı için güney ile kuzeyin birleşmesi ve ortak merkezi Kürdistan devletinin doğuşunu sağlıyacaktır. Kürdlerin her türlü olası gelişmeye hazırlıklı olmak zorundadır .
Artık Kürd ulusu her dönem şunu çok iyi hesaplaması gerekir; Herzaman devletim ve ulusum tehtid altındaymış gibi devletini, silahlı gücünü ona göre örgütlemesi ve donatması gerekir. Aynen İsrail devleti gibi her an savaş olacakmış gibi, güçlü bir askeri yapıya sahip olmak zorundadır. Her tehtid ve risk altında olan milletlerin en tabi savunma hakkıdıdır. Kürdistanı kendi aralarında parçalamış olan sömürgeci devletlerin en son tutumları bize bunu ögretiyor. Bazen insan bir çok şeyi kendi düşmanından da öğrenir.

Rucan Keleş
lan gerizekalı sen başka milletleri yazacağına kendi tarihini yaz yok ermenileri katletmişiz avrupada şöyle tanınıyormuşuz hani kanıtın ner ermenileri katlettiğimize dair türkleri aşşağılayacak ne varsa direk benimseyin zaten hiç araştırmayın ama sizde haklısınız kaç taneniz okuma biliyorki o kürdistanıda senin biyerine monte ederim öyle gezersin

okanoksak
Mon 25 June 2007, 12:13 am GMT +0300
işte buyur...

BEKLEMEYİZ GÜÇ KULLANIRIZ

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ermenistan ile yürütülen barış görüşmelerinde ciddi hiçbir ilerleme kaydedilmediğini belirterek, Ermenistan'ı uzlaşmazlıkla suçladı. Haydar Aliyev Askeri...

Okulu'nun bugün düzenlenen diploma törenine Azerbaycan Cumhurbaşkanı ve Başkumandan İlham Aliyev'in yanı sıra siyasiler, bürokratlar ve yabancı ülke temsilcileri katıldı. Törende yaptığı konuşmada Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerine değinen Cumhurbaşkanı Aliyev, Ermenistan ile yürütülen barış görüşmelerinde ciddi hiçbir ilerleme olmadığını söyledi. Görüşmelerde ilerleme sağlanamamasının sebebinin Ermenistan'ın uzlaşmaz tavrı olduğunu belirten İlham Aliyev, sorunun çözümünü görüşmelerde aradıklarını, ancak 13 yıldır süren bu görüşmeleri 13 yıl daha sürdürmelerini kimsenin beklememesi gerektiğinin altını çizdi. Aliyev, görüşmelerin sonuç vermemesi durumunda güç kullanarak topraklarını işgalden kurtaracaklarını da bir kez daha tekrarladı.

Çözümün ancak Azerbaycan'ın toprak bütünlüğü korunarak mümkün olacağını ifade eden Aliyev, "Dağlık Karabağ, hiçbir zaman Ermenistan ile birleşemeyecek ve biz onlara bağımsızlık vermeyeceğiz. Bunu, Ermenistan ve Dağlık Karabağ'da yaşayanlar artık anlasın" dedi.

Konuşmanın ardından okulu birincilikle bitiren genç teğmenler, diplomalarını Aliyev'in elinden aldı. Bazı subaylara ev tapularının da verildiği törende, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri Hava Komutanlığı'na ait MİQ-24, MİQ-29, MİQ-28 ve bazı askeri uçaklar örnek uçuş yaptı. Askeri yürüyüşün ardından tören sona erdi.
turkgundem.net

okanoksak
Mon 25 June 2007, 12:16 am GMT +0300
BUNLAR DA BİR DOS TAN




"ALLAH TÜRK ASKERİNDEN RAZI OLSUN"
Kosova'da görev yapan ve Kosova'daki Türklerin bir numaralı destekçisi olan Mehmetçik, Arnavutundan Boşnağına, her milletin de kalbini fethetmiş durumda. Çok Uluslu Güney Görev...

Komutanlığı'nı geçen ay devralan Mehmetçik, "Türk halkından Kosova halkına insani yardım" kampanyası çerçevesinde Türk Kızılayı ile işbirliği içinde, Prizren'de ihtiyaç sahibi 50 aileye yardım paketi dağıttı.

Prizren'de " Zübeyde Hanım" Kosova Türk Kadınlar Derneği'nde yapılan dağıtım esnasında heyecan dolu anlar yaşandı. Dernek Başkanı Vildan Cibo, yıllardır buradaki halka ilgi ve yakınlık duyan, halkın madd